Ekim 2012 – Ocak 2013 tarihleri arasında Sakıp Sabancı Müzesi’nde sergilenen Monet’nin Bahçesi’ni ziyaret etmiştim. O gün Monet’nin tabloları arasında dolaşırken gözlerimi kapattım ve kendimi Monet’nin Giverny’deki bahçesinde hayal ettim. Nilüferler, zambaklar ve söğütlerle bir cennet bahçesi gibi görünen bu yer, Monet’nin gözlerine inen “talihsiz perdenin” ardından bile resmedilebilecek en güzel yer gibi görünüyordu. Bu hislere haiz olmak için Monet’yi biraz daha iyi tanımak gerekir diye düşündüm.

Oscar Claude Monet, 1840 tarihinde Paris’te bir bakkalın oğlu olarak dünyaya geldi. Sanata olan ilk eğilimini, 17-18 yaşlarındayken 10 franka sattığı karikatürler ortaya çıkardı. Eugene Bouidn isimli yerel bir sanatçının Monet’nin bu çalışmalarını görmesi ve O’nu resim yapmaya teşvik etmesi de aynı döneme denk geldi. Boudin, Monet’yi açık hava resimleri yapması için gezilere götürmüş ve o zamanlar çok yaygın olmayan açık hava ressamlığına yönlendirmişti. Daha sonraki dönemlerde Monet, ‘Ressam oluşumu Boudin’e borçluyum… Babama ressam olmak istediğimi söyledim ve sanat öğrenmek için Paris’e gittim.’ sözleriyle Boudin’e olan minnettarlığını dile getirdi.

Monet’nin Paris’teyken tanıştığı Auguste Renoir ve Alfred Sisley gibi ressamlar, sanatçının hayatında önemli bir yere sahip… Monet, Renoir ile beraber Sen Nehri’nin resimlerini yaptı ve bu işbirliği, Renoir’in resim sanatı üzerinde derin etkiler bıraktı. Monet ile beraber Renoir de, Sisley ve Pissarro ile beraber “Empresyonistler” olarak anılmaya başlandı.

Monet Riverscene at Bennecourt

Monet, annesinden sonra hayatındaki en önemli kadın olarak tanımladığı Camille ile evlendi ve çocukları oldu. Paris’te başlayan evlilikleri Londra’da devam etti. 1874 yılında babasının vefatı üzerine, Monet Hollanda’ya gitti ve ilk Empresyonist Topluluk sergisini düzenledi. 1879 yılında eşi Camille’i kaybettikten sonra ise, dördüncü Empresyonizm sergisini düzenlenledi. Hayatındaki kayıplar, onun üretkenliğine zarar vermiyordu. 1880 yılında ilk tek kişilik sergisini gerçekleştiren Monet oldukça başarılı oldu ve resimleri, Durand Ruel tarafından New York’ta sergilendi.

İkinci eşi Alice ile 1892 yılında evlendi. 1 yıl sonra bostan yapmak amacıyla Giverny’deki araziyi, yani ünlü Monet’nin Bahçesi’ni satın aldı. Monet burayı o kadar çok sevdi ki, öldüğünde Giverny’deki küçük bir kilisenin bahçesine gömülmek istiyordu.

the artist's garden at giverny

1912 yılında, doktorlar Monet’nin her iki gözüne de katarakt teşhisi koydu. Bu döneme kadar Monet, ilk müşterilerinden Madam Gaudibert’in portresini, Camille’nin ölüm döşeğindeki resmini, oğlu Jean’ın uyuyan halini, üvey kızı Suzanne olduğu tahmin edilen Sola Dönük Kadın resmini, Camille ve oğlu Jean’ın Argenteuil’deki bahçede tasvir edilmiş resmini, Saint Lazare Gar’ını, Argenteuil’deki havzayı, Gündoğumu isimli ünlü tablosunu , değişik açılardan Rouen Katedrali‘ni, Troville’deki Kumsal’ı, Bahçedeki Kadınlar’ı, ünlü Nilüferler‘ini,Yakut Yeşili Elbiseli Camille’yi, Londra’daki Waterloo Köprüsü’nü, Cen Nehri’ni, Argenteuil’deki Gelincik Tarlası’nı ve bunun gibi birçok ünlü tabloyu resmetti.

Monet-poppies

Monet, Giverny’deki evinin bahçesini altı bahçıvanın emeğiyle yavaş yavaş nilüfer, söğüt ve zambaklarla dolu bir cennet haline getirdi. Evini çevreleyen bu bahçe, Monet’ye fazlasıyla ilham kaynağı oldu. ‘Ressam olmayı büyük olasılıkla çiçeklere borçluyum.’ diyen Monet, daha sonra su bahçeleri üzerine yoğunlaştı ve suyun gözlemleyebildiği her halini tekrar tekrar resmetti.

Monet-blog-water-lilies-musee-marmottan1

Monet’nin tablolarının kenarlarında bej renkli tuvali görebilir ve resmin tamamlanmamış gibi göründüğünü düşünebilirsiniz. Bu teknik, 19. Yüzyıl için fazlasıyla yeni olduğu için sanat dünyası tarafından oldukça dikkat çekici bulunmuştur. Resimlerinin üzerindeki ince boya tabakası, resimlerin hızlıca yapıldığının bir kanıtı sayılabilir. Aynı anda birkaç tablo üzerinde birden çalışan Monet, resimlerinde genellikle lacivert, kobalt mavi, yeşil ve kahve tonlarını kullanmıştır.

Monet’nin bazı resimlerine bakmak, adeta Monet’nin eskiz defterini karıştırmak gibi hissettir. Bu eskizlerden temalı bir sergi düzenlenebilirmiş diye düşündüm. Çünkü gözlemlerini soyut biçimde ifade ediş tarzı, Monet’nin karakteri hakkında önemli ipuçları veriyor. Hayatının mutsuz dönemlerindeki hislerini kullandığı tonlardan, Japon Köprüsü isimli çalışmasındaki acı ve öfkeyi ise fırça darbelerinden bile anlayabilirsiniz. Gözündeki kataraktın etkisiyle giderek kalınlaşan ve pürüzlü hale gelen resimler aynı zamanda onun iç dünyasını da yansıtıyor diyebiliriz.

Japanese Footbridge and Water Lily Pool, Giverny by Claude Monet

Empresyonist (İzlenimciler) akımın kurucusu olan Fransız Ressam Claude Monet, güneşsin deniz üzerindeki yansımasını resmetmiş ve buna ‘Empresyon’ (izlenim) adını vermişti. Daha sonra bu resmi Paris’teki bir sanat galerisinde gören Fransız bir gazeteci, sergi için genel bir anlama gelen “Empresyonist” kelimesini kullandı ve böylece bu deyim, giderek yaygınlaşmaya başladı. Bugün bu tanım, sanatın en güçlü akımlarından birini tanımlamak için kullanılyor.

River Scene at Bennecourt (1868)
Poppy Field near Argenteuil (1873)
The Water Lily Pond / Japanese Bridge (1899)
Water Lilies (1903)

Monet’nin eserleri Fransa’daki Marmottan Monet Müzesi’nde saklanıyor.