Ne alakası var demeyin, çok var.

Parliament Sinema Kulübü‘nde Tim Burton‘ın Batman‘ini her izleyişimizde ne kadar zevk aldıysak, en az onun kadar zevk almamızı ve heyecanlanmamızı sağlayacak bir yapım var artık karşımızda: The Last Of Us.

Tess of The Last of Us

Bizi çocukluğumuzda hissetiğimiz şeylere döndürebilecek kadar etkileyici bu oyun… Uyandırdığı hisler birçok anlamda “iç sızısı” yaratacak kadar nostaljik. Benzersiz atmosferi ile içine çeken, hayal dünyamızı kuşatan ve gerçekle bağımızı koparan “eski oyunlar” kadar “dolu dolu” bir hikâye. İçinde öyle detaylar var ki; kırk yıl boyunca Doğu ile Batı’yı ayıran “Demirperde’nin” yıkılışından, Manş Denizi‘ni geçen mekanik solucanlara, “Çöl Fırtınası” savaşından, Burma‘daki diktatörlüğe kadar birçok göndermeyi araba teybine takılan kaset kadar küçük ayrıntılarla size hissettiriyor. Bunları fark edebilmek için 80’lerin sonu ve 90’ların ilk yarısını “ortalama bilinç düzeyinin üzerinde” yaşamış olmanız yeterli. Bir de HD yayın özellikli bir TV, Playstation 3 ve boş zamanınız olması lazım tabii :)

Music og Gustavo

Gustavo Santaolalla‘nın bestelediği müzikler de öyle etkileyici ki; her biri oyunun “sadece bir konsol oyunu” olduğunu unutmanızı sağlayan anlarda, hikâyenin dramatik ve sinematografik unsurunu kökleyen bir işleve bürünüyor. Örneğin oyunun fantastik tema müziğini dinlemek isterseniz şuraya tıklamanız yeterli. İnanın, sizi sıradan bir “oyun müziğinden” çok daha fazlası bekliyor.

City of Destroyed

Bu yazıda işin teknik yanlarından uzun uzun bahsederek sizi sıkmayacağım; yok yapımcısı Naughty Dog‘tur, işte kullanılan kaplamaların özellikleri şöyledir, fizik motoru böyle çalışır gibi gibi… Benim odaklanmak istediğim şey yalnızca hikâye. Çünkü uzun zamandır -kendi adıma konuşmak gerekirse Half Life 2’den beri- post-apokaliptik hezeyanımı bastırmak hususunda bu derece muktedir olmuş bir yapımla karşılaşmamıştım. The Last Of Us‘ın Fallout: NV, Infamous, Metro 2033, The Walking Dead, Left 4 Dead gibi iddialı rakiplerinin karşısında öne çıkmasını sağlayan faktör benim açımdan grafikler, oynanış biçimi ya da buna benzer şeyler olmadı. Bence asıl etkileyici olan; diyalogların doğallığı, karakterlerin gerçekçiliği ve baş rollerdeki Joel, Tess ve Ellie‘nin duygusal derinliği gibi hususlardı. Tıpkı bir film gibi onlarla geçirdiğim süre arttıkça aramızdaki bağ kuvvetlendi. Geçmişi önceden yazılmış plastik karakterler olmaktan ziyade oynadıkça gelişen, ilerleyen, güçlenen karakterler haline geldiler. Ve tabii pastadaki asıl pay, bugüne kadar oynadığım tüm oyunlar içinde en etkileyici giriş bölümü sıralamasına bir numaradan yerleşen efsanevi açılış bölümü oldu. Bir oyun Uncanny Valley sınırlarında dolaşıp, aynı zamanda daha ne kadar etkileyici olabilir bilmiyorum.

Detaylı spoiler verip oyundan alacağınız zevki azaltmak gibi bir niyetim yok.

Sadece The Last Of Us‘ı oynadıktan sonra hissedeceğiniz duygulardan birkaç örnek vererek bu yazıyı sonlandırmak istiyorum.

Evlat acısı.

Öyle bir acı ki bu; insanoğlunun bugüne kadar icad ettiği, yapay ya da doğal olarak zemin hazırladığı ve tattığı tüm hislerden daha korkunç ve zalim. Başkasının ölümüne tanık olduğunda çoğunlukla kendi başına gelmesinden korktuğu ölüm halini simüle eden türümüz için, kendi devamlılığından bile daha önemli olan tek kayıp. The Last of Us bir oyundan beklemeyeceğiniz kadar vurucu bir şekilde yaşatıyor size bu hissi.. Ve bunu hissetmek, empati duymak ya da etkilenmek için sizin de çocuk sahibi olmanıza gerek yok. İliklerinize kadar acıyı yaşıyor ve yüreğinizde hissediyorsunuz.

Mahrumiyet.

Yarın öbür gün etrafınızı zombiler sarsa, güvendiğiniz medeni şehirler yok olsa, elektrik enerjisinin konforu, temiz su kaynakları ve her an ulaşılabilir durumda olan gıda seçenekleri tükense, başınıza neler gelebileceğini az-çok hissediyorsunuz.

Ve hayatta kalma güdüsü.

Bir oyun bile olsa, hikâyenin atmosferi sizi “ne olursa olsun hayatta kalmak” güdüsüyle dolduruyor. Mecbur kaldığınızda neler yapabileceğinizi test ediyorsunuz.

Küçük Bir Not:

Ellen Page vs Ellie

Ellie‘nin Ellen Page‘e deliler gibi benziyor oluşu size de malum olmuştur. Kendisi bu konudaki rahatsızlığını şöyle dile getirmiş:

”Sanırım bana benzeyen bir karakter yarattıkları için gurur duymam gerekiyor fakat bunu uygun bulduğumu söyleyemem; çünkü görünüşümü başka bir oyun olan Beyond Two Souls’ta kullandılar.”