Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Karşımızda o kadar çok yönlü bir insan var ki nereden başlasam bilemiyorum. Artemis dünya yeteneklisi ama bunu dile getirmeyecek kadar alçak gönüllü ve mütevazi bir sanatçı belki biraz da utangaç. Onu birçoğunuz her cumartesi saat 23:00’de Radyo Eksen’de sunduğu Manyetik Bant programından tanıyor olabilirsiniz ama bu buz dağının sadece görünen küçük bir kısmı. Artemis  fotoğraf çekiyor, yazı yazıyor, çevirmenlik yapıyor ve Mükü isimli giyim markası için tasarımlar yapıyor.  Müziğin hayatında ne kadar önemli bir yeri olduğunu sadece Manyetik Bant’ı dinleyerek değil Manyetikbant.me üzerinden yaptığı olağanüstü müzik, konser ve festival analizlerinden de anlayabilirsiniz. Her şeyden biraz biraz değil de her şeyden derin derin onu anlatmak için yerinde bir tespit olur.

O kadar çok şeyle haşır neşirsin ki nereden başlasak sormaya bilemiyorum?

Hiç sorma. Uzun zamandır karşılaşmadığım birileriyle karşılaştığım zaman ve ‘Ne yapıyorsun?’ diye sordukları zaman o kadar anlatamıyorum ki…

En eskisinden başlayalım fotoğraf ?

Aslında fotoğraf blog’la beraber gidiyor. Fotoğraf şöyle, iletişim okudum ben Galatasaray’da. Fotoğrafa annem meraklıydı çok. Analog bir kamerası vardı ve fotoğraf çekiyordu sürekli. Ben o zamanlar fazla ilgilenmiyordum. Zaman geçtikçe ondan göre göre küçük compact kamerasını kullanmaya başladım. Kendi kendime bir şeyler çekmeye başladım. Sonra erasmus için Paris’e gittim. Oraya giderken bir fotoğraf makinesi almıştım yanıma. Aslında esas orada başladım sayılabilir. Fotoğraf hep kendi kendime yaptığım bir şey oldu. Sosyal medya hesaplarıma yükledim ve bu sayede birileriyle tanıştım biraz. Başlangıçta benim için hobiydi. Meslek haline gelmesi biraz daha geç oldu. Kendi kendime çekiyordum ve bana iş olarak geri döneceğini düşünmüyordum. Daha sonra Fatih Metin Demirkol’un kendisine asistan aradığı ilanını gördüm Twitter’da ve başvurdum. Onunla tanıştım ve fotoğraflarımı gösterdim.Kısacası fotoğrafla ilgilendiğimden bahsettim. Fotoğrafları görünce ‘Ben senin fotoğrafçılıkla ilgilendiğini söyleyince bunun sadece bir hobi olduğunu düşünmüştüm. Sen zaten fotoğrafçıymışsın.’ demişti. Birkaç ay birlikte çalıştık. Aslında kendisi beni fotoğrafçı olduğuma ikna eden kişidir.

Son zamanlarda eline kamerasını alan herkes kendisini fotoğrafçı ilan ediyor. Bu konuda ne düşünüyorsun?

O aslında beni çok rahatsız etmiyor. Herkes fotoğrafçıyım diyebilir. Birinin yaptığı işin değerini belirleyebilecek bir konumda değiliz. Biraz da çektiğin fotoğraftan para kazanmakla ilgili olduğunu düşünüyorum. Birileri fotoğraflarına ödeme yapıyorsa ve bu işten para kazanır hale geliyorsan fotoğrafçılığa bir adım daha yaklaştığını düşünüyorum.

İlk fotoğraf makinen neydi?

Nikon’un kompakt bir makinesi vardır: Coolpix 8400. Sonra annem bir D70 aldı ve onunla baya kullandım.

Nikon’culardan mısın yoksa Canon’culardan mı?

Hiç öyle bir ayırırım yok. Evde Nikon vardı o yüzden Nikon’la başlamıştım.

Gelelim müziğe. Radyo Eksen ve Manyetikbant nasıl başladı?

Bir arkadaşımla beraber 2006 yılında tam müzik blog’larının arttığı dönemde Süveter diye bir blog’umuz vardı. Ufak ufak dinlediğimiz müzikler ve gittiğimiz konserleri yazdığımız küçük bir blog yapmıştık. Sonra o gittikçe daha az güncellenir oldu ve derken bitti. 2009 yılında üniversiteden mezun oldum ve o zamanlar Tumblr insanlar tarafından yeni yeni keşfediliyordu. Bende Tumblr üzerinden bir blog açayım dedim. Aldım blog’u ama ne yapacağıma da çok karar vermemiştim. Arada bir şeyler paylaşıyordum sonra sadece müziğe ayırayım dediğim bir yer haline dönüştü. Adını Manyetik Bant koydum. Manyetik Bant ismi de zaten benim uzun zamandır İnternet’te kullandığım bir isimdi. Okulda Radyo Programcılığı dersinde bulmuştum notları okurken. Bundan güzel nick olur demiştim. Onun dışında yanlış hatırlamıyorsam 2007-2008 gibi Ekşi Sözlük’ün bir radyo girişimi olmuştu Radyo Ekşi diye. İlk orada İnternet üzerinden yapmıştım birkaç program. Daha sonra Ekşi Sözlüğün içinde olan Sour Berry isimli bir radyoda program yapıyordum ve oradaki programın adı da Manyetik Bant’tı. Sonra Açık Radyo’ya başvurmuştum ve 2 sene kadar orada devam ettim. Radyo Eksen’le tanışmamız ise geçen sene Eksen On Fair’de kendi blog’um için fotoğraflar çekmemle oldu. Yeni programcılar arıyorlardı ve böylece başlamış oldum.

Bir de çevirmenlik maceran var.

Çeviri üniversitedeyken oldu. Bir arkadaşım 6:45 yayın evinde çalışıyordu. Ondan harçlık olsun diye çeviri istemiştim. Edebiyat üzerine yazılmış denemeler yollamıştı ve sonra devamı geldi. Başlarda Beat kuşağı üzerine araştırma ve deneme metinleri üzerine çeviriler yaptım. Sonra Tim Burton’ın İstiridye Çocuğun Hüzünlü Ölümü’nü çevirdim. Kitabın Türkçedeki ikinci çevirisiydi ilki de baya güzel.

Tim Burton’ın kitabını çevirme şerefine nail olmak bence gerçekten çok önemli bir başarı. İşte Sendromsuzlar’ı yapma sebebimizde her yerde aynı insanlardan bahsediliyor oluşundan ötürü gerçek işler yapanlardan fazlaca haberdar olamayışımız. 

Ben hayatımda hiç bir açılış olsun konser olsun birine gidip ‘Merhaba ben Artemis. Şunları şunları yapıyorum.’ diyemem utanırım. Ancak Twitter’dan falan bir tanışıklığımız veya mail’leşmemiz olmuşsa kendimi hatırlatırım o kadar.

Tasarım olayı nasıl oldu?

Tasarım aslında çok pragmatik bakarak oldu olaya. Benim erkek arkadaşım kostümcü. Biz çok uzun zamandır beraberiz. 2 sene önce Galata’da bir atölye açtı. Orası olunca o kendi işlerini yaparken ben de elimizde böyle bir tesis varken bu işe giriştim. Yoksa ‘Evet ben şimdi de gömlekler tasarlamalıyım.’ gibi hayallerim olmadı. Ticari olarak büyük beklentilerle girmedik bu işe. Yavaş yavaş insan kendini nasıl fotoğraflarıyla ifade edebiliyorsa, tasarımlarla da edebildiğini fark ettim. Genele bakıldığında baya bir hikâye varmış tasarım olayının arkasında.  Artık Manyetik Bant ve radyo üzerinden tanıyan insanlara bir de sırf Mükü üzerinden tanıyan insanlar eklenmeye başladı.

Nereden alırız ve nedir sıradaki kreasyonun konsepti?

Şu anda Galata’da Halt diye bir yer açıldı orada ve İnternet’te var. Vintage var aslında aklımda. Biraz kat kat kumaşlar kullanmayı planlıyorum. Bir de bu sefer erkekler içinde bir şeyler olacak.

İsim neden Mükü?

Benim anneannemin lakabıydı. Böyle bir şey yapmayı düşünürken onun lakabını vermek geldi aklıma. Çok üzerine uzun uzun düşünmedim.

Bir sürü şeyden bahsettik fotoğraf, radyo, müzik, çeviri ve bir taraftan bambaşka bir şey olan moda var. Hangisinin yeri daha ağır basıyor?

Fotoğraf ve müzik herhalde. Fotoğraf işinin blog’a girmesi de ayrı bir şey. Ben kendi kendime çekiyordum ve bir yerlerde paylaşıyordum dedim ya. Geçen sene blog’ta yazdığım konser yazılarının fotoğraflarını da kendim çekmeye karar verdim ve makinemi de götürmeye başladım konserlere. Genelde Babylon gibi küçük mekânlarda profesyonel fotoğraf makinesiyle çok fotoğraf çeken yoktur. ‘Acaba rahatsızlık mı veriyorum?’ diye düşünürdüm insanlara. Baktım kimse bir şey demiyor ve çekmeye devam ettim. Artık konserlere sadece dinlemek için değil fotoğraf çekmek için de gider oldum. Sonra konserleri yazıp fotoğraflarını paylaştıkça mekânların hesapları beni takip etmeye başladı ve mekânlarla tanışmaya başladım. Artık yavaş yavaş tanınmaya başladıkça konserlere davet edilmeye başladım. Sonrasında  bazı yerler konser fotoğraflarını çekmemi istedi onlar için. Kendi kendime bir iş kapısı açmış oldum yani.

Bütün bu yaptıkların aslında başlangıçta hobinken bir süre sonra işin olduğu için kafanı rahatlatıp her şeyden uzaklaşmak istediğinde ne yaparsın?

Genelde ayrı ayrı bir sürü disiplin olunca biri öbüründen kaçış gibi oluyor aslında. Dışarı çıkıp yürürüm bazen öylesine. Baya uzun müddet yürüyebiliyorum. Yemek yapmak da insanı çok rahatlatıyormuş yeni keşfettim.

Bizi tanıştırmak istediğin birileri var mı?

Mutrib adlı grupla tanıştırmak isterim insanları. Bir de Mutrib’in solisti, aslında çellist olan Gülşah Erol’un müziğini dinlesinler.

 

Konser fotoğrafları: Artemis Günebakanlı

Diğer Fotoğraflar: Ayşin İldeş