New York’tayım. Şehirde sağlıklı yaşam adına güzel bir keşfe çıkıyorum, etrafım raw food restaurant, vegan bakery, ‘health food store’ dediğimiz sağlıklı yaşam ve beslenmeyle ilgili şeyler satan dükkânlarla dolu. E bir de Whole Foods var tabii. Yemeği seven herkesin aklını kaçıracağı bir organik dükkân burası. Amerika iki uç noktanın yaşanabildiği nadir yerlerden; bir uçta felaket beslenen, obez bir kitle varken bir yandan da sağlıklı yaşama inanılmaz kafayı takmış bir kitle var. Burada da enteresan insanlar ve yerlerle tanıştıktan sonra Florida’ya uçuyorum.

Hippocrates Health Institute, bir sonraki durağım; burası aslında bir iyileştirme merkezi. Burada detoks ve çiğ beslenmeyle ilgili 2.5 aylık bir eğitim alacağım. Daha ilk günden inanılmaz bir bilgi fırtınasına tutuluyorum, saat 6 da uyuyakalıyorum, beynim artık daha fazla bir şey alamıyor.

us in Hippocrates kitchen

İlk hafta insanlarla kaynaşmakla, oradaki hastaları tanımakla, eğitimle ve bu yer hakkında olabildiğince bilgi toplamakla geçiyor. Daha ilk haftadan mucizelere tanık oluyoruz, duygusal anlar yaşıyoruz; meme kanseri teşhisi konan bir kadın, tam bir hafta sonra doktorunun tümörü bulamadığını söylüyor. Demek ki program inanılmaz işe yarıyor. Günde iki öğün çiğ yemek büfesi kuruluyor; büfe 10 çeşit filiz, birkaç çeşit sebze ve değişik raw food yemeklerinden oluşuyor. Yemekleri 1.5 saatte ancak bitirebiliyoruz, çiğnemek uzun sürüyor!

Aralarda buğday çimi odasına gidip çim sularımızı sıkıp içiyoruz. Sadece bir shot bardağı çim suyu, besin değeri olarak 5 kilo sebze suyuna eşit! Kanser hücrelerini öldüren B17 vitamininden çok bol içerdiği için, kanser hastalarında hemen sonuç gösteriyor. İlk haftadan sonra inanılmaz bir enerji geliyor hepimize. Hayatında spor yapmayı sevmeyen ve külfet olarak gören ben; günde yarım saat koşmaya ve sabah meditasyonuna başlıyorum, yoga, pilates, qi gong ve tai chi egzersizlerini eksik etmiyorum. Zihnimin açıldığını da hissediyorum; sanki önceden dünyay ısadece%60 görüp yaşıyormuşum gibi. Hafızam inanılmaz güçleniyor, cildim güzelleşiyor.

Haftada bir ‘sessizlik günü’ oluyor; o gün kimseyle konuşmuyoruz. İnanılmaz bir dinlenme yaşıyor, kendimizle baş başa kalmanın tadını çıkarıyoruz. Derslerimiz çok çeşitli; aromaterapiden refleksolojiye, kendi organik bahçemizi nasıl yapabileceğimizden, çiğ yemeklere kadar her şeyi öğretiyorlar. Bir nebze kendi kendine yetmeyi ve sağlıklı olmanın sırlarını öğretiyorlar bize. 100 yaşında hocamız var, kendisinin vücudu benden daha esnek, utanıyorum. Eve döndüğümde bunların hepsini olmasa da;çiğ beslenmeyi, doğru nefes almayı, düzenli alkali su içmeyi, düzenli egzersiz yapmayı ve pozitif düşünmeyi hayatımın merkezine koymaya karar veriyorum.

Hippocrates, beynimi yıkamayı başarıyor. Döndüğümde, ben de öğrendiklerimi anlatmaya ve bu sistemi otelde uygulamaya karar veriyorum…  Bodrum’a dönüp, bildiklerimi hemen uygulamaya başlıyorum; sonuçlar harika, insanlar mutlu. Daha ne isterim ki? Raw Food’la ilgili bildiklerimi de blog üzerinden paylaşmaya karar veriyorum; elimde bir sürü tarif var; denenmesi ve paylaşılması lazım…

Görüyorum ki insanlar bu konuya gittikçe daha çok merak salıyor, etrafımızdaki toksinlerin farkına varmaya başlıyoruz. Kullandığımız ürünleri araştırıyoruz artık, etiket okumayı öğreniyoruz, aslında sistem bizi buna mecbur ediyor! Doğaya, özümüze dönüyoruz, dolayısıyla çiğ beslenme de bununla beraber daha fazla hayatımıza girecek, ve yaşam kalitemizi daha da arttıracak. Bu hayat tarzına dair püf noktalarını bir sonraki yazıya saklıyorum. Sağlıcakla kalın!

www.inrawwetrust.com

 Yazar: Çisem Çakır