Anthony Bourdain, hayatını kıskandığım nadir insanlardan bir tanesi. Dünyada var olduğundan bile birçok kişinin haberi olmayan yerleri keşfedip, değişik tatlar ve kültürler arasındaki seyahatleri ‘keşke’ dedirtecek cinsten. Seyahatlerimde ‘Anthony Bourdain olsa nereye giderdi?’ diye araştırıp, onun izinden gitmeyi seviyorum. Londra’ ya gittiğimde No Reservation: London programından aldığım tüyoyla rotamı The Wheelers’a çevirdim.  Tabii ki vardığım adres beni yanıltmadı ve İngiltere’ de yediğim en iyi yemeklerden birini The Wheelers’ ta yedim.

Menü o kadar göz alıcıydı ki, yemeklerin birbiriyle uyumunu bir kenara bırakıp sevdiğim ya da merak ettiğim yemekler üzerine odaklandım. Başlangıçta söylediğim karides çorbası standartların çok üzerinde bir lezzete sahipti. Hemen arkasından gelen taze zencefil ve kişnişle tatlandırılmış tuna carpaccio da doğru bir tercihti. Kişniş, uzun zamandır severek tükettiğim bir yeşillik. Üstelik maydonoza kıyasla daha çoks eveni var. Tuna o kadar yumuşaktı ki ağzınızda çiğnemeden bile kolaylıkla yutabilirdiniz. Yediklerim arasında en az beğendiğim Sauternes (tatlı Fransız şarabı) sosundan dolayı ördek pate oldu. Bir sos çok kötü bir yemeği çok lezzetli hale dönüştürebileceği gibi iyi bir yemeği çok kötü hale de çevirebiliyor.

The Wheelers’ a gitmekteki en büyük nedenim videoda izlediğim harika hollandaise soslu bıldırcın yumurtasıydı. Çıtır milföy hamuru üzerinde yaban mantarı püresi ile tam kararında haşlanmış bıldrıcın yumurtalarının sunumu da tadı kadar iddialı ve unutulmazdı. Üzerine sürülmüş hollandaise sosu ve eser miktarda kişniş damağınızda güçlü bir tat bırakıyor.

Finali geleneksel kuzu etli pie ile yaptım. Üzerindeki patates püresi ile farklı bir boyut kazanan pie, bezelyelerin lezzetiyle birleşince ortaya unutulmaz bir yemek çıkmış. The Wheelers, artık Londra’ya her gidişimde uğrayacağım bir restoran.

Adress: 72-73 St. James’s Street, London

Website