Firat_Coskun_Ezgi Bozkurt

Kendine has tarzı ile Türkiye’nin en şahsına münhasır modellerinden biri olan Ezgi Bozkurt bu haftaki Sendromsuzlar köşemizin konuğu. Üstelik kariyerini bir adım öteye taşıyarak, tasarımcı yönünü de ortaya koyacak projeler üzerinde de çalışıyor.

Nasıl başladı her şey?

Zeynep Arkök kareografisinde bir Ümit Ünal defilesi ile başladı. 2008 yılında profesyonel anlamda ilk kez Fashion Lab İstanbul kapsamında Ümit Ünal ve Etcetura defilelerinda podyuma çıktım. İşinde çok iyi insanların yanında/yardımında çok şanslı bir başlangıç olduğunu söyleyebilirim. Daha sonra master boyunca modellikten uzak dursam da 2010 yılında master için gittiğim İsviçre Lugano’dan döndüğümde modellikten keyif aldığıma ve tasarım kariyerimin yanısıra bunu da yapmak istediğime karar verdim.

Model kimliğin dışında bu aralar hangi projelerle meşgulsün?

En yakın arkadaşlarımla ODTÜ yıllarından beri hayalini kurduğumuz bir şeyin peşindeyiz bu ara. Karaköy’de Co-made adında disiplinlerarası bir tasarım stüdyosu kurduk. Şu an kendi tasarımımız ürünlerden oluşacak bir marka ve onun kurumsal kimliği üzerine çalışıyoruz. Bu sırada ise bir yandan stüdyonun diğer iç mimari ağırlıklı diğer projeleri sürüyor.

Moda dünyasında ne yapsa giyerim dediğin bir isim var mı?

Türkiye’den Nazlı Bozdağ, Ece Gözen ve Zeynep Tosun ilk aklıma gelenler.

İşlerini beğendiğin ve en rahat çalıştığın fotoğrafçılar kimler?

Ali Yavuz Ata’nın tarzını kesinlikle çok beğeniyorum ve en rahat çalıştığım fotoğrafçılardan biri de o. Poz vermenin matematiği üzerine düşünmüş biri ve öyle şahane ipuçları veriyor ki sahiden her çekimde modellik üzerine bir şeyler öğrenmiş ayrılıyorum yanından.

Hangi yayınları takip ediyorsun?

Dazed and Confused, i-d ve Vice sürekli takip ettiğim yayınlar. Designboom, Contermporist, Ffffound ve başka bir dolu da tasarım blogu/sitesi takip ediyorum. Bir model olarak gündemi takip edebilmek için de Fashion gone rouge gibi sitelerin yanı sıra Vogue, W gibi degileri takip etmeye özen gösteriyorum.

Şu aralar en çok neyi yapmaktan mutlu oluyorsun?

Co-made kurulduğundan beri hayal ettiğim şeylerin gerçek olduğunu gördükçe çok mutlu oluyorum. Bir de sadece şu aralar değil ama genel olarak sevdiğim insanlarla güzel zamanlar geçirmek, güzel bir film izlemek, uzun saçma sapan geyik muhabbetleri yapmak, onlar için yemek yapmak, beraber yemek  beni en çok mutlu eden şey.

Moda’da oturuyorsun Karaköy’de çalışıyorsun. Bu iki semtin senin için yeri nedir?

İstanbul’a taşındığımdan beri verdiğim en iyi karar kesinlikle Cihangir’den Moda’ya taşınmaktı. Moda çok sakin, huzurlu “yaşanılabilir” bir yer. Bir yandan da zamanında Cihangir’de yaşanmaya başlayan ama sonrasında tamamen kaosa döndüğünü düşündüğüm değişimi yaşayan bir alt kültürü barındırıyor. Cihangir’e kıyasla daha az merkezi konumda olduğu için de oradaki talihsiz sonucu yaşamayacağını düşünüyorum. Yani popülerleşse de imajından ve şu anki kalabalığının kimliğinden çok şey kaybedeceğini düşünmüyorum.

Karaköy’de de benzer hatta çok daha büyük bir değişim yaşanıyor. Şehrin fazla merkezi bir bölgesinde kalmış hafif de olsa endüstriyel alanlar normal bir süreçte ve bence yeni öğrenilen bir kültürle daha “bohem” yaşam alanlarına, şık cafelere, restoranlara, tasarım ofislerine dönüşüyor. Bu değişimi izlemek ve böyle bir alan da yer alabilmek de ofisimizin Karaköy’de olmasını bir avantaj haline getiriyor. Özetle, çalışmak için yaşayan/uyumayan Avrupa yakasını, yaşamak içinse huzurlu, hem merkezi hem şehrin kasoundan uzak Moda’yı tercih ediyorum.

Başka bir şehirde yaşayacak olsan nerede yaşamak isterdin?

İstanbul’da yaşamaktan mutlu olsam da arada birbirimize biraz zaman ve alan vermemiz gerekiyor gibi hissediyorum. Bu zamanlarda ise Berlin iyi bir alternatif gibi geliyor. Her ne kadar hep turist olarak bulunmuş olsam da…

Bizi tanıştırmak istediğin birileri var mı?

Kesinlikle! Sabahtan beri başka baştan sona defalarca dinlediğim ve bayıldığım yeni albümleriyle The Ringo Jets ve şahane davulcuları Lale Kardeş (coolest girl in town!) Çok yetenekli olduğunu düşündüğüm ve birlikte çalışmayı çok sevdiğim fotoğrafçı Ali Yavuz Ata, işleri ve duruşuyla görmeye çok alışık olmadığımız, kendine has ve ilham verici bir başka fotoğrafçı Asya Çetin ve ismini ve müziğini daha fazla duymayı çok istediğim Melis Güven.

Fotoğraflar: Ali Yavuz Ata, Fırat Coşkun