Miles Michaud, 3 sene önce bavulunu hazırlarken içine şunları koyacaktı: İki gömlek, iki kitap, bir pantolon, pusula, fotoğraf makinası ve genel bir Amerika haritası. Amacı ve niyeti belki de herkesin yapmak istediği bir şeydi; Üniversiteden tanıştığı yakın arkadaşı Pedrum Siadatian‘ın babasından kalma karavanıyla yolculuk etmek. Üstelik yalnız değillerdi: Matthew Correia ve Spencer Dunham da fazlasıyla kırdıkları derslerini dondurup atlamışlardı arka koltuğa. Az eşya ve parayla başka arkadaşları da karavana eklenince kadro genişlemişti.

Sidatian’ın Kaliforniya’da ikamet eden yazlıklarından başlamıştı yolculuk: Los Angeles’tan Meksika sınırındaki Calexico şehrine 2 gecede varacaklardı, sınır çizgisinden hiç ayrılmadan Arizona’yla Sonora şehri arasında kalan Yuma, Nogales, Naco ve Las Palomas’ı sırasıyla 1 haftada arkalarında bıraktılar. Dümdüz asfaltı çevreleyen devasal kaktüsler molalara neden oluyor, özellikle getirilen fotoğrafçı arkadaşın çekimleriyle bir başka kapı kırk derece güneşin altında tuhaf mağaralara, milyon senelik taşlara, Arizona’nın en büyük kanyon yarıklarının olduğu Antelope’taki yüksek uçurum kenarlarına açılıyordu.

Allah Las California

Birkaç haftada tamamlayacakları New Mexico ve Teksas yolculuğu şimdiden Amerika’nın kocaman egosunu uyutan çorak ve sıcak iklimiyle onları bekliyordu: El Paso’nun ölü kasabalarında benzin almak için verdikleri bir molada tanıştıkları Hispanik bir yerliden aldıkları sigarayla devam ettiler; Ciudal Juarez, ardından Teksas’a açılan akustik dünya, Del Rio, Eagle Pass, Laredo ve son olarak Meksika Körfezi’ne bakan Matamoros şehri, ucuz hediyelik, tuhaf eşyalar, tozlu ve yerli 45’lik plaklar ve köylülerin sokakta çaldıkları yerli şarkılar yolculuğun geri kalan kısmını tamamlıyordu.

Üniversitede tanışarak çok kısa bir sürede olgunlaşan bir grubu kuran bu dört adamın müziği, referansını müzik piyasasında hiç olmadığı kadar 60’lardan alan, ve belki ondan da öte, Reverberation adlı radyoyla ortak çıkardıkları “tozlu paçaları” günümüze kazandırarak retronun o mülayim, kendiyle ilgilenen, kusurlu ve amatör ruhundan beslenen Allah Las, bizleri ısrarla birbirine garage rock, rockabilly ve akustik müzikle bağlanan bir zaman yolculuğuna davet ediyor. Bu yolculuk çok güzel ve son zamanlarda herkes şöyle bir şey söylüyor: ”Allah Las diye bir grup dinledin mi?”

Allah_Las2

Karşımızda eskilerin deyişiyle gerçek bir “boy band” var. Hepsi yakışıklı çocuklar, güzel ve temiz giyiniyorlar, güzel yerlere seyahat edip dönüşünde o yolculuklardan çeşitli playlist, fotoğraf ve referanslarla ortamlarını süslüyorlar. En neticesinde, kariyerinin baharını yaşayan bu çocukları yakın bir zamanda Rolling Stone’un kapağında görmeyi beklemek çok garip bir beklenti olmayacaktır (dönem itibariyle bu beklentinin karşılığı çok düşük bir ihtimal, ama aynı şeyi Small Faces, Kinks ve Animals için söyleyenler de vardı, ve çok da haksız çıkmadıkları ortaya çıktı).

Müziğin kendisi yalan söylemiyor: Zombies, Turtles ve Love gibi pop odaklı gruplar genellikle belli bir tempoya sadık kalarak araya ince gitar riff’leri ve vurmalı çalgılar ekleyerek aslında çok basit ve temel bir garage-rock denklemiyle kararsız kalan birçok gruba ilham kaynağı olmuştur. Bu kaynağı takip eden 68′ kuşağı, beraberinde başlayan psychedelic müzik akımıyla tencere-kapak olmuş ve dönemin en iyi örnekleri bu zamanda çıkmıştır (66’da çıkan Jefferson Airplane ve 67’de The Doors‘un ilk albümleri hikayenin istisnalarıdır).

Albümün No Werewolf parçası mesela, her sene bir kez piyasalara seri volümlerle sürülen özel Halloween Nugget Compilations albümlerinde yer alan ve türün ilk örneklerini çalmış The Frantics adında bir grubun parçasıdır. Orjinali, her garage Halloween parçasında olduğu gibi bir kurt uğuldaması, cadı kahkahası veya çığlık atan kadın sesiyle başlar ve parça iki dakikadan fazla sürmez. Bu arşiv çok zengindir ve seveni için çok zevkli bir kaybolma alanıdır (bu gruplar sonraları düşük bütçeli sci-fi filmlerin müziğini yaparak prodüksiyonlara yeni bir tür sunmuştur: Halloween Nuggets: Monster 60’s A Go-Go).

Allah Las dinlerken palmiye ağaçlarından, sörf yapan gençlerden, uzun uzadıya devam eden uçsuz bucaksız sahil yollarından, kumsallarda sarhoş olup birbirini kovalayan kızlar ve erkeklerden bahsetmemiz çok normal. Geçen hafta single olarak sürülen Buffalo Nickel parçası, çok klasik bir Kaliforniya boy band şarkısı. Temposu yüksek bir yaz aşkını anlatan parça, tıpkı 1967’de piyasalara sürülen Good Vibrations parçası gibi toplu vokalleri ve iniş çıkışlarıyla akıllara Beach Boys’u getiriyor.

Bu senenin Şubat ayında Holly isimli ikinci albümünü piyasalara süren ve Allah-Las için bir tür mentor arkadaş ve roadie görevi üstlenen Nick Waterhouse prodüksiyonluğunda hazırlanan, 2 dakikayı bile geçmeyen 501-415 parçası bir başka sörf şarkısı olarak albümde yerini almış.

Yaz biterken bir yaz albümüne hazırlanmak heyecan verici bir şey. Şimdiye kadar Tijuana Panthers, Nick Waterhouse, Bass Drum Of Death ve Rhye gibi gruplar kazandıran Innovative Leisure plak şirketi albümün 16 Eylül’de piyasalara sürüleceğini açıkladı.