Yediğimiz, içtiğimiz, masum zannettiğimiz birçok gıdayı tüketirken her gün GDO gerçeği ile burun buruna geliyoruz. GDO’nun bilimsel açıdan açılımı, herkesin bildiği üzere genetiği değiştirilmiş organizma demek. Fakat felsefi açıdan bakıldığında tüm bu süreç, insanoğlunun kontrolü ele alarak, doğanın işine azami düzeyde karışması olarak da görülebilir.

Gıda alanında sebze ve meyvelere istenilen özelliği verme amaçlı yapılan değiştirme işlemi, bilim dünyasındaki gelişmelerin 80’lerden sonra hız kazanmasıyla daha da arttı. 1973’de genetiğine müdahale edilerek yaratılan ilk bakteriden bu yana, çok fazla çalışma yapıldı ve çok fazla tartışma yaşandı. Tabii ki tarım kültürünün ilk zamanlarından beri gübreleme çeşitleri ve zirai ilaçlama yöntemleri ile sebze, meyve ve bitkilere bir şekilde müdahele ediliyordu. Ancak hiçbir zaman bugünkü gibi, gen seviyesinde bir müdahele söz konusu olmamıştı. GDO’nun tarım üreticileri tarafından tercih edilmesindeki en büyük etken şüphesiz ilaçlama masraflarının daha az olması ve ürünün raf ömrünün daha uzun tutulabilmesi. Ayrıca transjenik gıdalar sayesinde, bugün market raflarında olan birçok ürünün arz / talep dengesinde yeni marjlar yaratılarak, şirket kârlılıkları en üst seviyeye çıkarılabiliyor.

GDO Nedir?

Bilimadamları bundan yaklaşık 25 yıl önce, genleri DNA’dan ayırarak başka bir canlıya yerleştirebilceklerini keşfettiler. Bir canlıdaki genetik özelliklerin kopyalanarak, bu özellikleri taşımayan bir canlıya aktarılması sonucunda üretilen yeni canlıya Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) deniyor.

Peki GDO’lu Gıdalardan Nasıl Sakınırız?

Güvenilirliği olan organik gıdaları tüketebiliriz. Ancak sadece organik gıda tüketmekle iş bitmiyor. Yapılabilecek en mantıklı hareket, tohum kaynağından, üretim süreçlerinden ve üreticisinden emin olmadığımız gıdaları alırken, genetiği ile en çok oynanan dört üründen kendimizi olabildiğince sakınmak: Mısır, soya, pamuk ve kanola.

GDO Çevreyi Tehdit Ediyor mu?

GDO’lu gıdaların insanları olduğu kadar çevreyi de tehdit ettiğine inanılıyor. GDO’lu ürünlerin doğal ortama yayılıp yaygınlaşması sonucunda böcek nüfusunun azalması ve tüm ekosistemin çökme olasılığı çok yüksek. GDO’lu ürünlerin biyoçeşitliliği tehlikeye sokacağı ve biyolojik kirliliğe neden olacağı da yaygın endişeler arasında.

Bu konuda daha fazla bilgi almak için GDO’ya Hayır platformuna ve Gıda Güvenliği Hareketi‘nin web sitesine bakabilirsiniz.