onur gökçe

onur gökçe

Yeşim Akdeniz, Regiment, 2010, acrylic on canvas, 200x240cm

Yeşim Akdeniz, sanat dolu bir evde büyüyen ve içindeki sanatçı ruhu keşfedebilen şanslı insanlardan biri.  Sanatını sistemin dışında durarak icra etmeyi tercih eden genç sanatçı ile mini bir röportaj yaptık.

Sanatçı bir aileden geliyorsunuz. İlk elinize fırça alışınız nasıl oldu?

Çocukluğuma dair hatırladığım net anılardan biri sabahları uyanır uyanmaz bir şeyler çizmekten çok hoşlandığımdı.Küçük bir çocuk olarak çağdaş sanatın ne olduğunu ya da pratiğini anlamam mümkün olmadığından, herhangi bir endişe taşımayan , masum ve içgüdüsel karalamalardı bunlar sadece. İçi kitap ve resimlerle dolu bir evde büyürken sürekli bir şeyler çizme isteği organik olarak gelişmiş olmalı bende. Etrafımdaki bu kitapların ve resimlerin ima ettiği ve benim o zamanlar tam anlayamadığım dışardaki görkemli bir dünyanın varlığını sezinliyordum sadece. Sanırım yıllar sonra sanat okumaya karar verdiğimde taşlar yerine oturmaya başlamıştı biraz.

Yurt dışında bulunduğunuz sanat ortamları ile Türkiye’deki sanat çevresini karşılaştırdığınızda en gözle görülür fark nedir?

Her yerde sistemde aksamalar olabiliyor… O nedenle en iyisi sistemin biraz dışında durmak.

Sanatta içe yönelim sürecine nasıl girdiniz?

Carl Gustav Jung şöyle yazar ; ”Ruh olmasaydı ne bilgi ne de sezgi olurdu.” Modern dünyada insan ruhunun ihtiyaçları dışında her şey daha önemliymiş gibi gösterilebiliyor. Oysaki bu bir yanılsamalar ve gösteri dünyasıdır. Çoğu insan hayatı televizyonların gösterdiğinden daha fazla anlamaya çalışmaz. Ben mistik bir hayat yaşamıyorum ama mistizme ilgi duyarım diyelim.

Çelişki sizin için ne demek?

Çelişki benim için tutarsızlık anlamına gelmez. Tutarsızlığı; bizi içten içe yiyip bitiren bir modern zamanlar hastalığı olarak gördüğüm prensipsizliğe yakın bulurum. Oysaki tarih çelişkilerle doludur, sanat çelişkilerle doludur, aşklar çelişkilerle doludur… Çelişkili durumlar barındırdığı zıtlıklarla heyecan vericidir.

Resimlerinizde kullandığınız sembollerle bazen onlara kimsenin anlayamayacağı anlamlar yüklediğiniz oluyor mu? Veya kendi resimlerinize dışarıdan bir gözle baksanız nasıl anlamlandırırdınız?

Herkesin sırları vardır ve herkesin sırlarını açıklamak istediği zamanlar olur. Benim için resimleri kurgulamak; olası sırlarımı (bu sırlar gerçeklere dayanmak zorunda değildirler) açık etmekle, ortak bilinçaltının sembol dünyasına gidip gelerek oynanan bir oyun gibidir. Bu oyunun içinde değişik rollere bürünmek, gerçekleri çarpıtmak  yada yepyeni gerçeklikler yaratmak vardır. Tıpkı şarkı sözü yazmak gibi. Kendi resimlerime dışarıdan bir gözle bakabilmeyi isterdim ama bunun mümkün olduğunu sanmıyorum.

Resimlerinizde ilham aldığınız dönem ve öğelerden bahseder misiniz?

Bu soru bana çokça sorulur ve cevap vermekte zorlanırım. Beni insan psikolojisi ilgilendirir, erken rönesans, geç rönesans, Barok dönemi Avrupa resmi ilgilendirir. Beni modern mimari de ilgilendirir, cinsiyet politikası, bilimkurgu romanlar ya da moda da ilgilendirir, prerafaelitler kadar klasik modern de ilgilendirir… Bu liste uzayabilir. Bazen kendimi ilgi yelpazesi oldukça geniş bir koleksiyonere benzetirim.

Yakınlarda bir sergi veya proje görünüyor mu?

Önümüzdeki zamanda grup sergilerim olacak yurtdışında. Berlin’de çıkan ‘Imagine Architecture ‘ ismindeki bir kitap projesinde yer aldım. Bugünlerde merakla kitabın elime ulaşmasını bekliyorum.

Teşekkürler.

Facebook