Resim, enstalâsyon, afiş… Onun için fark etmiyor. Tuval, duvar ya da bir imge, zamandan ve mekandan bağımsız, beğenilme, güncel olma ihtiyacından arınmış saf yaratıcılık… İsmet Doğan dendiği vakit Doğu’nun sırlı aynalarından, Batı’nın ölçülü ve modern konstrüksiyonuna, sinemadan, edebiyata birçok kaynaktan beslenen pınar düşüyor insanın aklına. Diskuru ve bakış açısıyla kimse gibi olmayan, hatta kimse olmaya ihtiyaç duymayan çağdaş sanatçı İsmet Doğan ile Sendromsuzlar köşemiz için bir röportaj gerçekleştirdik.

Türkiye’nin önde gelen ressamlarından biri olarak fırça ve boyalarla olan uzun ilişkiniz nasıl başladı?

Fırça ve boyalar ile sorunlu bir ilişkim vardı. O nedenle kolaj yapmaya başladım. Burada anlamlı olan kolajdı. Osmanlı da kolajdı. Bana en uygun metod geldi, o dönemde. Önceleri lisede ve GSF’de hocalarım, Batıcı, aydınlanmacı bir bilinçle, daha çok ruhla kanıma girmişlerdi, ressam olmam için. Çünkü çok iyi yağlı boya yapıyordum. O yıllarda “boya resim” yaptım. Üniversitede, üniversiteyi bitirdikten sonra, boya resmi kavramsal olarak sorguladığım bir zamanda yapıştırmaya, kesmeye, parçalamaya başladım. Devrimciydi… Beni daha özgür kılıyordu. Belki de önceden (lisede) matbaada çalıştığım için, karşılaştığım yayın, her türlü matbuat, biriktirdiğim, gördüğüm kısaca maruz kaldığım ve içselleştirdiğim basılı materyali dışsallaştırıyordum. Bir”günlük” gibiydi resimler, bakan kendisiyle ilişki kuruyordu… Ve bu şu sıra dünyada yeniden gündemde. Çok şaşırıyorum şu sıralarda… Aslında hala kolaj yapıyorum. Sinemadan alıntılar gibi…

Resimlerinizde hep bir gizem ve esrarengiz bir hava var. Özellikle aynaları kullanmanızın sebebi nedir?

Ben “Ressam”dan çok “çağdaş bir sanatçı” olarak adlandırılıyorum… Hem “kavramsal” hem “ontolojik” olarak sorguladığım için sanatçı nedir? diye… Fransa’da edindiğim-deneyimlediğim bilgi, önce sanatçıya bakarlar, onu sorgularlar… Sanatçı gariptir, tuhaftır, endişelidir, yamuktur, resmi ideoloji ile asla barışık değidir… Ne istediğini bilmez… “Mekan” ve “Zaman”la sorunları olan, dünyanın durumuna üzülen, her daim acı çeken ama bunu resimlerinde, videolarında, fotoğraflarında gösteren, kafası-zihni her daim karışabilen, çocuksu, saf, örneğin benim gibi, hem “feminist” hem de post-feminist, yaşadığı, karşılaştığı dişil varlıklardan korkan aynı zamanda eril bakışa, patriyarkal sisteme karşı çıkabilen bir varlıktır…

Ayna=aine=ayine=aynî(göz)=aynen=ayniyyet=aynılık. İlk aynayı 1992’de Taksim Sanat Galerisi’nde sergilemiştim. Bu yaptığım aynaları Anish Kapoor sanmaları beni çok şaşırtmıyor, onları anlıyorum. “Ayna içini göstermeyen, bazen de siyah bir karanlıktır. Beden aynadan geçer, orayı kendine ve gölgesine yer edinir. Büyüsü buradadır: Aynanın arkasında hiçbir şey yoktur ama içinde bir şeyler vardır. Beden aynanın içinde, sanki deliğin içinden büzülüyormuş gibi çekinir, uzar, düzleşir gibidir.” (G. Deleuze)

Autos 2012, c-print (debond), 120x190 cm

Sizin için en unutulmaz duygularla yaptığınız resim hangisi?

1986’da aynadan bakarak yaptığım “Artist”in Atölyesi, çok acayip bir deneyimdi… 
1999’da Velàzquez’in “Las Meninas” resminin röprodüksiyonu üzerine dış bükey ayna yapıştırdığım an… Ben Batı’nın ötekisiyim… Bir de içselleştirmiş olduğumuz “öteki” ile ilgili problem var. Bize sunulmuş olan ötekiliği kabul ederek Avrupalı gibi olmaya çalışıyoruz. Yine benim çalışmalarımda yapmaya çalıştığım şey, Batı’nın öteki üzerinden görmek istediğini, bir şekilde ters yüz etmektir. Ben bu konuları katmanlar halinde düzenleyerek sanat yapıtı içerisinde bozmayı, yer değiştirmeyi, yerine geçmeyi, yerinden etmeyi tercih ediyorum.

Resim ve edebiyat dışında sanatın başka hangi dalları ile ilgileniyorsunuz?

Sinemayla yakından ilgileniyorum.

AUTOS+THE BOX

Medium isimli kitabınız birçok sanat sever tarafından sevilerek okunmuş ve kütüphanelerinde yerini almış bir eser. Bu kitabınızdan biraz bahseder misiniz?

Teşekkür ederim. Türkiye’de modernleşme serüvenini sorguladığım bir dizi çalışmanın (Lapsus, Imago, Yazı-Beden gibi) yer aldığı bir kitap. Benden çok isteniyor ama baskısı yok. Ben de arşiv için gittigidiyor’dan alıyorum.

Bu sıralar nelerle uğraşyorsunuz? Yakın gelecek için planlarınız neler?

Bir kitap projesiyle uğraşıyorum. Son 30 yıl içinde ürettiğim; artwork’lerimin (resim, heykel, enstelasyon ve video) imajlarının yer aldığı, metinler arası ilişkinin, kronoloji dışı kurgulandığı kapsamlı bir monografi kitabı olacak. Burada arşiv çalışması olmadığı için çok zorlanıyorum.

Üretmekte zorlanan veya kendine güvenmeyen genç sanatçılara başarı için vereceğiniz tavsiyeler nelerdir?

Trendi olmamalarını… Kendileri olmalarını tavsiye ederim. Mesela bugünlerde herkes hayvan resmi, heykeli yapıyor. Kendi olmak bir “yapım”dır. Bunu sorgulamalarını ve temel sorunsallarını belirlemelerini öneririm.

Bizi tanıştırmak istediğiniz, tanısanız keşfetseniz seversiniz dediğiniz biri ya da birileri var mı?

Aklıma ilk gelenler Ferda Keskin, Zeynep Direk, Nami Başer, bağımsız sanat alanı PASAJ ve PASAJ’dan Zeynep Okyay, Tuçe Silahtarlıoğlu, Burcu Fikretoğlu, Sırma Doruk, Ezgi Yıldız.

Facebook

Twitter

Website