İlk önce her şeyi biliyorum, her dediğimiz doğrudur gibi bir iddiam olmadığını söyleyerek sözlerime başlamak isterim. Burada ağırlıklı olarak kişisel tespitler ve analizler üzerinden gitmeye çalışacağım. Gerçekler sert ve acı olabilir. Bu da yaşadığımız evrenin bir gerçeği olarak sürekli karşımıza çıkıyor. Bu gerçekleri çoğunluğun algılamadığı ya da yüzleşmek istemediğini de biliyor ve yaşıyoruz.

Günümüz modern insanı, sistemin ve şartların getirisi ile özünden uzak yaşamını sürdürüyor. Zaman zaman bundan kaçmaya çalışsak da kırıntılar ile yetinmek durumunda kalıyoruz. En büyük isyanımız buralardan gitmek ve uzaklaşmak olsa da herkesin kendi rutin işleri daha ağır basıyor ve kolay kolay bir yere gidemiyor. Bu sıkıcı ve rutin dünyalarımızı dışavurum yolu ile rahatlatmak ya da bir şeyler üretmenin insanın insan olduğunun en büyük göstergesi olduğunu düşünüyorum. Fakat, günümüz dünyası ve bulunduğumuz yerel atmosferlerde yaratıcılık yada üretkenlik sürekli karıştırılan ve içi boşaltılan bir kavram haline geliyor. Her türlü disiplinin kendine göre doğası ve tekniği olduğunu unutmadan konuyu daraltmak isterim. Tasarımsal ya da yaratıcı çalışmalar yapan bir kişinin konu ile alakalı teknik anlamda yeterliliğe sahip olması ve bir derdinin olması gerekir. Dertten kastımız, evreni okuması, yorumlaması ve kişisel derinliğinin olması gerekliliği… Konu ile ilgili dünya geneline baktığımızda nitelikli çalışmaların her zaman mikro düzeyde kaldığını görüyoruz. Bunun nedeni olarak tüm dünyaya Anglosakson kültürün hakim olmasını gösterebiliriz. Tabii ki yazıyı okuduktan sonra farklı düşünenler ya da beni elitist olmakla suçlayacak olanlar olabilir.

Dünya genelinde mikro düzeyde olan bu nitelik ve tasarım diskursuzluğu, Türkiye gibi cehalet ve vahşi tüketimin en hızlı yaşandığı toplumlarda daha da sert cereyan ediyor. Bu çarkın içinde yer almak istemeyen ya da oluşmuş suni atmosferlerden rahatsız olan kişiler ise kaçmayı tercih ediyor. Ya da bu tavrı yanlış bulmuyorlar. Bu bahsettiğimiz cehalet, kendini kültürel ve evrensel boyutlarda olmakla niteleyen kişilerde de açığa çıkıyor. Bu kişiler söz sahibi ve karar verici mercii konumuna geldiğinde, bu topraklarda nitelikli bir şeyler yapmak isteyenlere artık yer olmuyor.

Bu evrensellik iddiasındaki kişiler, işin şeklinde kalan, dünyadan bihaber, olmadan olmuşu oynayan, maddi gücü dışında elinde hiçbir şeyi olmayan, sürekli mekân teftişi yapan ve eleştirdikleri kitleler gibi cemaatçilik yapan zümreler olarak aramızda geziyorlar. Bu durumdan rahatsız olma gibi bir düsturları da yok. Çünkü tüketim kültürünü tetikleyen çoğunluğu yine bu kitle oluşturuyor. Bunun yanında oyunu kuralına göre oynamak durumunda kaldığını söyleyen belli bir kitle de var, Kısa vadeli hesaplar nedeniyle kendilerini bu zümrenin yanına yerleştirmekte sakınca görmüyorlar. Tabii ki bu saydıklarımın dışında kalan bir kitle olduğunu da düşünüyorum. Sadece projelerini samimi ve nitelik kaygısı güderek yapanlar yukarıda saydığım cenah ile savaşmak durumundalar. Öyle olacağına inanmasam da umarım bu savaşı samimiyet kazanır.