Bu hafta takip ettiğimiz tüm diziler için, kısa bir özet geçelim istedik. Yazıda Agents of S.H.I.E.L.D. için S02E04, Arrow için S03E02, Person of Interest için S04E04, Gotham için S01E04, The Flash için S01E02 ve son olarak Stalker için S01E03 bölümlerini içeren, eser miktarda Spoiler var. Eğer saydığımız bu bölümleri izlemediyseniz, ilgili dizinin özetini es geçebilirsiniz. 1-16 Ekim arasında bölümleri yayınlanan dizilerin, özellikle fantastik ağırlıklılar olmak üzere yorumları yazının devamında.

Agents of S.H.I.E.L.D.

İlk sezonun 17. bölümüne kadar oldukça vasat bir çizgide ilerleyen Agents of S.H.I.E.L.D, Captain America‘nın ikinci filmi Winter Soldier ile kesişen senaryosu ile müthiş bir yükselişe geçti. Joss Whedon‘ın ölmekte olan dizilere yaptığı müthiş müdahaleler bu dizi için de geçerli midir bilmiyorum ama, Hydra plotu ve Ward karakterinin ihanetiyle heyecan verici bir diziye kavuştuk sonunda. En büyük problemi, ekibinin tamamı ile empati kurdurabilmekteki başarısızlığı olan Agents of S.H.I.E.L.D, erken ve beklenmedik şekilde gelen büyük bir ihanetin sarsıntısıyla karakterlerini önemsememizi sağlayabildi. Görünen o ki ikinci sezonda da bu ilgiyi kaybetmemeye kararlılar.

Yeni sezonun ilk bölümünde, yeni karakterlere (Lance Hunter vb.) yol açabilmek ve dizinin promosunu güçlendirebilmek için Lucy Lawless‘ı konuk eden Agents of S.H.I.E.L.D, ne yazık ki bu karaktere hemen güle güle dedi. İlk iki bölümün ana konusu, Ward’un ihanetinden sonra ölümden dönen Fitz‘in yeni durumu, Simmons‘ın yokluğu, Coulson‘ın hem içerde, hem de dışarda verdiği mücadeleler ve ekibimizin düştüğü çaresizliğin sınırlarıydı. Ayrıca, dizinin İkinci Dünya Savaşı sularında geçecek spin-off’u Agent Carter için de etkili bir güzelleme yaptılar. Fakat son iki bölümde Hydra komplosuna dahil edilen Simmons ve dizinin tüm geçmişi boyunca, gerçekten ürkütücü olmayı başarabilmiş tek villain olan Nazi doktor Whitehall asıl tansiyonu yaratacakmış gibi görünüyor. Umarım May ile Coulson arasındaki dostluk / belli belirsiz flört çatalını biran önce kırarlar, çünkü ikisi de robot gibi davranan karakterlerimizin yaşadığı duygusal tramvalar Fitz-Simmons ya da Sky / Ward ikilisi kadar etkili olmuyor.

Umarım Hydra dinamiğinin getirdiği etkiyi kaybetmeden biraz daha iyi rating’ler almayı başarır Agents of S.H.I.E.L.D… Böylece Thor, Iron Man vb. karakterleri göreceğimize yönelik söylentiler gerçekleşir; hatta filmlerden arda kalan soruları Winter Soldier örneğidne olduğu gibi dizi yanıtlamaya devam eder. Çünkü bu şekilde, nostaljik bir “Matrix: Reloaded” ve “Enter The Matrix” etkisi yaşamıyoruz değil.

Arrow

Sara‘nın kaybı ile yeni sezona oldukça dramatik bir giriş yapan Arrow, daha önce burada bahsedildiği üzere kesinlikle hız kesmiyor. Her bölüm sonunda mutlaka büyük bir sürprizle karşılaştığımız Arrow’un çizgiroman dizilerini sağlam bir endüstri haline getirmesi boşuna değil. Tahmin ettiğimiz üzere Thea, Malcolm Merlyn‘in kanatları altında Speedy kariyerine doğru hızla ilerliyor ve yaklaşan bölümlerde, Oliver‘ın karşısına sağlam bir villain olarak çıkacak. Büyük ihtimalle DC evrenine uygun biçimde acil durum motivasyonunu kullanarak, zamanla Thea’yı Arrow takımına çekecekler fakat uzun bir süre kendisinden iyi şeyler beklememek lazım. Hatta bana kalırsa, kendisi kalıcı bir villain olabilir çünkü o sinir bozucu sesi ve tripleri ile daha fazlasını hak etmiyor.

İkinci bölümde gitmiş gibi yapan Diggle‘a yeniden kavuştuk; iyi de oldu. Felicity Smoak, Sara’nın ölümüyle ciddi anlamda sarsılarak ne kadar tehlikeli bir iş yaptıkları gerçeğiyle yüzleşti ve ‘hayatı daha fazla yaşamak’ istediği için, Arrow takımından uzaklaştı. Geri dönüşünün fazla zaman alacağını sanmıyorum ama belli ki bir süre, uzaktan yardım etmekle yetinecek. Ray Palmer, yani müstakbel Atom, muhtemelen Felicty’nin yeni aşkı olacak; fakat bayan Smoak aralarda Barry Allen‘la da kırıştırmaktan geri durmuyor. Açılışı Oliver ile yaptığı için, sevgili olarak süperkahramandan daha azını seçmemesine şaşırmamak lazım. Son bölümün en büyük gelişmesi, zaten beklenen üzere Laurel‘ın intikam yemini oldu. Uzunca bir süre Oliver’ın ve babası Kaptan Lance‘in tüm itirazlarına rağmen kendi başının çaresine bakmak için bir yol arayacak ve bulduğunda da Black Canary olarak geri dönecek. Nasıl olsa bunun mümkün olduğunu 5 ayda dövüş ustası haline gelen Thea örneğinde gördük.

Oyuna yeni karakterlerin girmesi iyi olur; çünkü Slade Wilson‘ın açtığı boşluğu doldurabilecek bir çatışmamız henüz yok. Şimdilik Oliver’ın Hong Kong maceraları ve Black Canary’nin yükselişi ile idare edecekmişiz gibi görünüyor. Muhtemelen daha sık karşılağacağımız Arrow / Flash crossover’ı ve yepyeni DC karakterleri bizi bekliyor. Arrow’un hız kaybetmeden, ilk sezonun sonlarında doğruğa çıkan karanlık tona dönmesini sabırsızlıkla bekliyorum.

Person of Interest

Geçtiğimiz sezonun, bize göre en iyi bilimkurgusu olan Person of Interest yine sağlam bir sezon başlangıcı yaptı. Artık dizinin başrolünde yalnızca insanlar değil, iki ayrı yolda yürüyen, mitolojik referanslı yapay zekalar da var. Terminator‘dan sonra yapay zekaya “öğrenen” bir bilinç vermek hususundaki en başarılı hikayelerden birine imza atan Person of Interest ekibi, yeni sezonda da görünmez distopyayı ince ince örmeye devam edecekmiş gibi görünüyor. Karakterlerimizin yepyeni şartlara, yeni kimlikleriyle alışma sürecini işleyen ilk bölümler Samaritan‘ın ne kadar ciddi bir tehdit olduğunu gösterdi. Fakat ik göz ağrımız Machine de boş durmuyor, Battlestar Galactica‘daki Cylon‘lar gibi 1 ve 0’lardan oluşan bir zihnin dokusuna uygun bir masterplan’ı yürütüyor.

Dizinin ilk bölümden bu yana devam eden bazı sıkıntıları yok değil; John ve Shaw‘un süperkahraman gibi yemeden, içmeden her yere yetişmesi ve her sorunda mutlaka kilit zamanda ortaya çıkması gibi. Ya da Harold‘ın en olmayacak anlarda, ahlaki açıdan en doğru kararı vermek ve uygulamaktaki ısrarı gibi. Fakat tüm bu kusurlar bir araya geldiğinde karakterlerimizin benzersiz yapısını oluşturan bir illüzyona dönüşüyor ve hiçbir dizinin veremediği zevki Person of Interest’in vermesini sağlıyor. Suspension of Disbelief konusunda dünyanın en lekesiz kredisine sahip olan POI bunu şimdiye kadar tek bir bölümde zedeledi; o da o 3. sezonun 13. bölümü 4C’ydi. Fakat hatalarını çok çabuk telafi ettiler ve olağanüstü bir final ile, dizi tarihinin en ‘film gibi’ hikayesine imza attılar.

Şimdiki gidişat da bunu gösteriyor; senaristlerin acelesi yok ve hikayenin her noktasını eşit hız ve önemle geliştiriyorlar. Elias, Brotherhood, Samaritan, Decima, Amerikan Hükümeti… Tüm taşlar tek tek dizilmeye başlandı ve yine, sezon sonuna doğru muazzam bir ‘Endgame’ serisi izleyeceğiz. Zaten son bölümdeki H.G. Wells, Invincible Man göndermesi Person of Interest’in neden müthiş bir bilimkurgu olduğunun bir göstergesi gibiydi ve umuyoruz ki bu durum, dizinin son bölümüne kadar aynen bu kararlılıkla devam eder.

Gotham

Bugün ilk sezonunun 4. bölümü yayınlanan Gotham için kısa bir tanıtımı daha önce burada yapmıştık. Dizi, yayınlanan son bölümüyle gerçek potansiyeline yaklaşmış görünüyor. Sanat yönetmenliği, şiddet kullanımı, siyasal alt metni ve DC evreninin en önemli karakterlerinden bazılarına değinmesi ile bu sezonun en hit dizisi, şimdilik Gotham denebilir. Rating’lerin iyi gitmesi nedeniyle FOX ilk sezon için 22 bölümü sipariş etti ve dizi bu performansı devam ettirirse, muhtemelen ikinci sezon siparişini de çok rahat alır. Bruno Heller ve Danny Cannon‘ın, çizgiroman evreninden bağımsız olarak yarattıkları hikaye oldukça zengin bir dünya sunuyor. Ve dizinin sanat yönetimi, kurgusu ve diyalogları, her geçen gün biraz daha yükseliş gösteriyor.

Dördüncü bölümde Arkham bölgesi üzerinde dönen kanlı çete oyunlarını izledik. Gotham’ın iki büyük mafyası Falcone ve Maroni arasındaki rekabeti konu edinen bölümde, uzun süredir şehir üzerindeki hakimiyetini sürdüren Falcone ailesinin, bu gücün bir kısmını Maroni ile paylaşmaya razı oluşuna şahit olduk. Bu seyircinin, sürekli hatırlatılan “büyük savaşa” motive olması kadar, dizinin kendi evrenindeki suçluları da Falcone hegomonyasına başkaldırmak için kışkırtıyor. Wayne ailesinin ölümü ile başlayan süreçteki en büyük katalizör, muhteşem bir yükseliş hikayesi sunan Penguin, yani Oswald Cobblepot karakteri. Hem kendi suç kariyerini, hem de “yuvam” dediği Gotham’ın geleceğini inşa etmek için gerekli taşları dizen Penguin, yeri geldiği zaman hepsini devirmekten çekinmiyor.

Uzun süredir eksikliğini çektiğimiz R-Rated atmosfere, buna oldukça yaklaşan son bölümüyle Gotham sayesinde kavuştuk. Çizgiroman dünyasının suç başkenti Gotham’ın namına yaraşır bir müzayedeyle karşı karşıyayız. Bakalım Gotham senaristleri ellerindekinin değerini bilip, biz alıcıların gözünde onu artırmaya devam edecek mi? Yoksa rating ustrusanın keskin yüzüyle tanışıp, hemen ellerinden çıkarmaya mı çalışacaklar? Göreceğiz.

The Flash

İkinci bölümü de ilki kadar iyi rating alan Flash’ın pilotu hakkında burada kelam etmiştik. Dizi, çizgiroman sevenleri hayal kırıklığına uğratmayacak biçimde DC evreninden Easter Egg yağmuru ve referans bombardımanı ile devam ediyor. IMDB puanı şu an için 8.6 olan The Flash, Barry Allen‘ın dünyasını titizlikle inşa etmeye devam ediyor. Dizinin yaratıcı ekibi Arrow’dan tecrübeli ve orada edindikleri deneyimi ilk bölümden The Flash’a uygulamayı başarmışlar. Fakat bu başarıyı sürdürmek istiyorlarsa yalnızca kemik çizgiroman takipçisi kitleye değil, bilimkurgu ve fantastik dizi izlemeyi seven bağımsız kitleye de oynamaları lazım. Bunun için de ilk sezonun sonlarına doğru açılan Arrow gibi daha karanlık ve tedirgin edici bir olay örgüsü ile karşımıza çıkmaları gerekiyor.

The 4400‘den Alphas‘a, Agents of S.H.I.E.L.D.‘tan Misfits‘e bir çok dizide karşımıza çıkan ‘metahuman’ avı artık göze ve kulağa tanıdık gelen bir konsept. Bunun için Barry’nin gizli kimliğini, sevdiklerini, korumaya çalıştıklarını tehdit eden taha büyük bir unsur olması lazım. Arrow’un heyecanını yüksek tutan şey her ne oluyorsa Oliver’ın bunu gizli yapmak zorunda olmasıydı. Fakat Barry gizli güçlerini o kadar çabuk açığa çıkardı ki Iris‘in bunu öğrenip öğrenmeyecek olması yeterli gerilimi sağlamıyor. Gerçi bu bir bakıam da iyi birşey, gizli kimliğini saklamak için debeleyen gizli kahraman klişesi çok belirgin değil. Fakat bizim Harrison Wells‘in arada bir ayaklanan gizeminden fazlasına ihtiyacımız var.

İkinci bölümün ana konusu Wells’in -ki onun da Person of Interest’te de göndermesi yapılan H.G.Wells isminin anagramı olduğunu düşünüyorum- bir sebeple Flash’ın geleceğini garanti altına almak istemesi oldu. Bence kendisi, Barry’nin geçmişinde annesinin ölümüne yol açan malum kişi ve şimdi de sahip olduğu doğaüstü hız sayesinde zamanın kendi planına uygun bir noktasında yer alıyor. Muhtemelen Flash’ın kaderini istediği gibi yönlendirmek için onu manipüle eden Wells; Barry’nin henüz tanımadığı en büyük düşmanı ve dizinin ilerleyen bölümlerinde bu gizli ajandanın diğer başlıklarını da bir bir göreceğiz. Zaten çizgi romanı takip edenler, bunun kim olduğunu tahmin etmekte zorlanmıyordur. Fakat benim asıl dikkatimi çeken karakter Eddie Thawne oldu. Acaba kendisinin Wells ile örtüşen Eobard Thawne ile ilişkisi ne?

Stalker

Takip listemdeki, şimdilik, fantastik öğeler barındırmayan tek dizi olan Stalker‘dan da daha önce burada bahsetmiştik. Yeni sezonun en dikkat çeken dizilerinden biri oldu ve özellikle basının hoşuna giden ‘bad press’ potansiyeli iyi ya da kötü isminin duyulmasını sağlıyor. En son ilk sezonunun üçüncü bölümü yayınlanan Stalker oldukça rahatsız edici sahneler barındıran kurgusu ile vasatın biraz üzerinde bir çizgide ilerliyor fakat standart olay yeri inceleme ve dedektiflik dizilerine kıyasla, kendine has artı ve eksileri var. Şimdilik pilot izleyicisinin yaklaşık %15’ini kaybetmiş gibi, fakat 8 milyon civarındaki izleyici sayısı en azından ilk seoznun devamı için umut vaadediyor.

Üçüncü bölümle birlikte karakterlerin motivasyonları ve kişilikleri de yavaş yavaş oturmaya başladı. Perry, ne kadar tehlikeli bir ruh hastası olduğunu kendi ağzıyla Beth‘e açıkladı fakat görmezden gelindi. Bu nedenle, Beth’in hayatındaki kişilerin alanına daha kararlı bir şekilde sızarak onun dikkatini çekmeye çalışacak. Jack Larsen, her geçen gün bir adım daha fazlası için cesaret bulan bir tacizci olma yolunda ilerliyor. Beth, perde açma ve kapamaları ile geçen günlerinde geçmişine dair yarattığı gizem unsurunu korumaya devam ediyor. Janice Lawrence da ilgi çekici bir predator edası oluşturmayı başardı. Fakat tüm bunlar Stalker’ı vasatın üstüne çekmek için yeterli değil.

En büyük eksik her bölümde bir olay formülünün mutlaka ana hikayeye ihtiyaç duyması. Şimdilik Amanda ve Jack arasındaki restleşme dizinin ana hikayesi gibi görünüyor fakat ilk seznun ortasına kalmadan Beth ve ekip için Perry’den daha büyük bir tehdit unsuru yaratmaları elzem. Benim de son derece inandığım bir teoriye göre, bir filmin ya da dizinin kalitesini belirleyen en önemli unsur kötü karakterin kalitesi ve korkutuculuğu. Bu manada Perry’nin büyük potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Yetmez, ama evet. Ayrıca olayları çözmelerine neden olan düşünce serisini daha ikna edici bir düzeneğe koymak zorundalar. Örneğin son bölümde, kurbanın masasında otururken gördükleri fotoğraflardan yola çıkarak tacizciye ulaşmaları bana yine zorlama geldi. Buna bir çözüm bulmadıkları sürece ortalamanın üstüne çıkmaları zor. Yine de bölüm açılışlarındaki rahatsız edicilik seviyesi ile ilk sezonu devirmelerine yetebilir.

Her hafta, yeni dizi değerlendirmeleri yapmaya devam edeceğiz. Sevdiğiniz dizilerle ilgili sizin de yorumlarınız varsa lüftfen bizle paylaşmaktan çekinmeyin. Herkese iyi seyirler!