Giyim tasarımının sanat ile olan yolculuğu üzerinde biraz kafa patlatalım dedik. Şu ana kadar dünyada ve Türkiye’deki örnekler üzerinden incelemelerde bulunmaya çalışacağız. Tabii ki burada objektif olmaya çalışmak  bir esas… Objektiflikten kastımız içerik ve teknik anlamda, evrensel ölçülerde olmasına dikkat edeceğiz. Bu yazılarda tanıdığımız ya da eşimiz dostumuz diye birilerini övmeyeceğiz ya da kişisel olarak sevmiyoruz diye yapılan nitelikli işleri gözardı etmeyeceğiz. Fakat örnekler üzerinden konuşmadan önce konu ile alakalı değerlendirmeler yapmak isterim.

Dünyadaki giyim tasarım ya da moda tasarım ürünleri üretenler ve buna ilgi gösteren kitlelerin büyük kısmını ağırlıklı olarak magazinsel ve yüzeysel yığınlar oluşturuyor. Bu durum da ortaya çıkan işlerin daha genelgeçer zevklere ve algılara uygun şekilde ortaya çıkmasına neden oluyor. Moda ya da giyim disiplinin kapitalist çarkın en önemli amiral gemisi olduğunu da gözardı etmemek gerekiyor. Şuanda da bu konuda yaratıcı bir şeyler yapmak isteyen birisi ya da bir kurum, kaçınılmaz olarak sistem içine girmek durumda olacaktır. Kısacası sanat derken, burada sadece işin estetik ve teknik anlamdaki niteliğini söz konusu ediyoruz. Yani buna göre Rei Kawakubo ve Roberto Cavalli sistem için aynı geminin yolcusudur. Fakat, konuyu daraltmamız gerektiği için, üreticinin sınırlarını zorlayarak, nitelik kaygısı içinde hayata geçirdiği projelerinin üzerinde durmaya çalışacağız. Ülkemizde de bu kapsamdaki projelerin sayılsal olarak artmaya başladığını söyleyebiliriz. Fakat niceliğin, nitelikle örtüştüğünü söylememiz zor.

Daha önce burada bahsettiğim gibi, dünyaya entegre olma çabasından bir çok disiplindekine benzer biçimde, cemaatçilik, vizyonsuzluk, teknik anlamda yetersizlik gibi sebeplerden ötürü uzak olduğumuzu düşünüyorum. Bu konuların gelişmesi için doğru eleştirileri getirecek olan kişi ve kurumların ortada olmaması (magazinsel olarak mevcudiyetlerini sürdürseler de) aslında “çöp” sayılabilecek şeylerin inanılmaz işler olarak sunulmasına sebep oluyor. Böylece bu çalışmaları içi boş televizyon programları ve magazin ağırlıklı moda dergileri yere göğe sığdıramıyor. “Bir şeyler yapmaya çalışıyoruz gibi” temelsiz argümanlar yapılan işin kalitesiz ve niteliksiz olduğunu söylememizi engellemez. Üstelik ülkedeki klasik hayallerin peşindeyseniz —Farklı bir şeyler yapmaya çalışanlara söylenenler gibi ve kendini nimetten sanan para babalarının yanına yapışan zümreler karar verici konumda olursa, ellerindeki tek güç; yani para ve magazinle kendilerini tatmin etmeye devam ederler. Tabii ki çoğunluğun egemenliğinde olan bu çarkı kırmak isteyenlerin de olduğunu biliyoruz. Giyim tasarımı ve sanat arasındaki köprü kurmaya çalışan tasarımcıların sayısı ne yazık ki dünya genelinde az. Zaten bu hızlı tüketim çılgınlığının içinde de tasarımcıların ya da dışavurumcuların ayakta kalmaları çok zor. Moda tasarımı ile sanat ikilisinin yolculuklarına kendimce ön bir giriş yapmaya çalıştım.

Haftaya var olan örnekler üzerinden analizler ve yorumlar üzerinden yazılarıma devam edeceğim.