Başka Sinema kapsamında geçtiğimiz gün ön gösterimini izlediğimiz Sivas filmi için Kaan Müjdeci ile yaptığımız röportajı, filmi izledikten sonra yayınlamamaya karar verdik. Neden mi?

Salondan çıkmamak için defalarca direndiğimiz filmde, köpeklerin gözlerindeki acı ve korku fazlasıyla gerçekti. Gerçekten köpek dövüşü yaptırdığı bilinen bir kişiye ödeme yaparak köpeği almak ve bu işi bir meblağ karşılığı ticarete dökmek, çekimlerde veteriner bulundurulduğu söylenmesine rağmen, köpek dövüşünü konu edinen bir filmin hayvan istismarını meşrulaştırmasına engel olmuyor. Veterinerler, köpek dövüşlerinin antikoru değil, veterinerlerin olduğu yerde hayvanlar istismar edilmiyor diye bir genelleme de yapılamaz.  Köpek dövüşünü sinematik bir dille allayıp pullayan, bunu karakterlerin hayatının merkezine koyan ve bunu toplumsal bir norm, bir gelenek, görenek, anane gibi yansıtan bir film olması Sivas’ın asıl problemi.

Daha önce de filmlerinde hayvanlara görsel şiddet uygulanan, hatta hayvan istismarı sebebiyle eleştirilen yönetmenler oldu, fakat hiçbiri kendisini savunmak için kamera arkası fotoğraflarını basına servis ederek “ama biz veteriner bulundurduk” deme ihtiyacını gütmedi. Madem Müjdeci filmi kimse için çekmedi, “arkadaşlar arasında toplaşır izleriz” diye düşündü, tüm bu “duyarlılık” çabalarının sebebi ne? Köpek dövüşü yaptırdığı bilinen bir kişi ile alacak verecek mevzularının tartışılması, ya da çekimlerin “veteriner kontrolünde” yapılmış olması Çakır’ın ya da filmdeki diğer köpeklerin akıbetinin esas noktasını mı oluşturuyor?

İzledik ve gördük ki Sivas Anadolu’da yaygın bir uygulama olan köpek dövüşünden teknik anlamda fayda sağlamış bir film; hayvanların korkusu, telaşı, agresyonu olduğu gibi perdeye yansıyor. Yapım ekibi profesyonel bir ekiple ya da günümüzde son derece gelişmiş olan görsel efekt teknikleriyle köpek dövüşünü simüle etmek yerine, hali hazırda dövüş köpeği olan bir hayvanı “para karşılığı” filmde kullanmayı uygun görüyor. “Başına bir iş gelirse” diye, depozito olarak sahibine verilmiş bir para. Yani Çakır, veteriner kontrolünde olsun ya da olmasın setteki dekorun bir parçası gibi. Zaten çekimlerin ilk yarısı bitince de dekoru kaldırıp, köpeği dövüştürdüğünü bildikleri sahibine geri veriyorlar. Basın açıklamasında “Bakıcısının bulunduğu bir yerde kendisine kötü davranılmasının mümkün olmadığı açıklama gerektirmeyecek kadar nettir.” denmiş fakat, köpeğe kötü davranmanın tanımı filmdeki, küfür mizahı kadar kesif bir açılım göstermiyor. Köpekleri dövüştürmek, agresif yönlerini ortaya çıkarmak, şiddete yöneltmek ve kameranın olmadığı anlardaki akıbetini görmezden gelmek “kötü davranmak” sayılmıyor mu? “Çekimler sırasında, ÇAKIR dahil hiçbir hayvan zarar görmemiştir.” dendiğine göre demek ki sayılmıyor. Basın açıklamasını “ÇAKIR’a zarar verenlerin; onu kendilerinden biri olarak benimseyen film ekibi değil, filmin başarısından nemalanmaya çalışan ve köpek dövüşü gibi hiçbir vicdana sığmayacak bir uğraşı, iş ve meslek edinen kişiler olduğu ortadadır.” diyerek bitirmişler.

Film ekibi gerçekten “kendilerinden biri” olarak tanımladıkları bir varlığı “15.000TL” karşılığında, istismara karşı savunmasız olacağı bir yere gönderirler miydi bilmiyoruz. Eğer söz konusu köpek dövüştürücüsü magazin programlarına çıkmasaydı, bunları konuşmaya tenezzül edecekler miydi onu da bilmiyoruz. Kesin olan bir şey varsa o da eğitimli ve profesyonel kişilerce, insani bir ortamda yetiştirilmiş gösteri köpekleri yerine zaten “dövüş köpeği” olarak kullanılan Çakır’ı filmin merkezine almış olmaları. Hem de “Köpek dövüşü gibi hiçbir vicdana sığmayacak bir uğraşı, iş ve meslek edinen kişiler” dedikleri bir insanla ticari ilişki içine girerek.

Kısacası biz Sivas’ı beğenmedik. Umarız bir dahaki sefere, ne yazık ki köylerde yaygın olduğuna inanılan zoofiliyi konu edinmez Müjdeci. Onun için de “veteriner kontrolünde” servis edilecek başka kamera arkası öyküleri dinlemek istemiyoruz.