Dün bası ön gösterimini Cinemaximum Zorlu’da izlediğimiz, bugünse vizyona giren Serena’nın başrol oyuncuları, daha önce American Hustle ve Silver Linings’te birlikte izleme fırsatı bulduğumuz Jennifer Lawrence ve Bradley Cooper. Amerikalı yazar Ran Rash’ın aynı adlı romanından uyarlanan filmin yönetmenliğini çok doğru bir kararla Susanne Bier üstlenmiş.

Serena, 1920’lerin sonunda Boston’dan Kuzey Carolina’ya taşınan bir çiftin hikayesini anlatıyor. Yıldırım aşkına tutulan Serena ve George, bir kereste imparatorluğunun sahipleri. Fakat George’un geçmişinden gelen bir sır, su yüzüne çıkıyor ve Serena’yı da içine çekiyor. Erkekler dünyasında bir kadın olarak ayakta durmanın zorluğuna da değinen filmde, Serena hırs olayını abartsa da yönetmenin kadın olması konuya daha gerçekçi bir yaklaşım sağlamış. 2010’da Danimarka adına En İyi Yabancı Film Oscar’ını kazanan “In A Better World”ün yönetmeni Susanne Bier, “Serena’nın erkekler dünyasında bir kadın olması bana çok cazip geldi çünkü aslına bakarsanız ben de öyleyim” diyor. Sözüne “Film setlerine baktığınızda sadece yüzde onu kadındır. Serena’nın da kaderi aynıydı ve bu bana enteresan geldi.’ diyerek devam eden Bier, sektördeki hiyerarşiye olan sitemini de inceden dile getirmiş. Bier’in Serena’nın yönetmenliğini üstlenmesi, bu yüzden konusu itibariyle bir nokta atışı olmuş.

Serena, 109 dakika boyunca güç, hırs, ihtiras, aşk, tutku ve entrika vaadediyor. İyi Seyirler!