Hayatınızın çok büyük bir kısmı iş yerinizde ya da çalışma ortamınızda geçiyor. İş hayatında başarılı olmak bizce bir sanat. Siz de gününü planlamak için bir plana ihtiyacı olanlardansanız, doğru yerdesiniz. Bu listeyi 100 maddeye kadar çıkartabilirdik, ama herkes için genel-geçer doğru olanları seçip, gerisini elemeye çalıştık. Büyük bir kısmımız filmlerdeki gibi steril bir hayat yaşamıyor. Baş edilmesi gereken sorunlar, işgüzar insanlar, trafik vb. gibi zaman kaybettiren unsurlar arasında yolumuzu bulmaya çalışıyoruz. Biz de bu yolda, yönünüzü bulmanıza yardımcı olacak 30 işe yarar madde belirledik. Muhtemelen bazılarını ister istemez yapıyorsunuz, bazılarını da işiniz ya da hayatınızdaki özel nedenlerden ötürü yapmayacaksınız. Ama bir ipucunu bile uygulasanız, size büyük fayda sağlayabilir. İşte karşınızda gününüzü daha iyi planlamak ve iş hayatında başarılı olmak için 30 müthiş ipucu!

1) Yapabileceğinizden fazlasını planlamayın.

Sürekli to-do list hazırlayan birisi olarak biliyorum ki kaçınılmaz gerçek şu: “Yapılacaklar” listeleri, neredeyse daima, olmaları gerektiğinden daha uzundur. Liste yapmaya başladığınızda elinizdeki acil işlerle başlarsınız, sonra devreye hayalleriniz girer. Uzun süredir kenarda köşede bekleyen, bir türlü yapamadığınız, zaman bulamadığınız ya da cesaret edemediğiniz maddeler, listenize sızmaya başlar. Bir bakmışsınız ki gününüzü planlaması gereken listenin içinde “Mini Cooper’ın yeni modelini almak için para biriktir!” diye bir madde var. Gerçi, para biriktirerek Mini Cooper alabiliyorsanız bizden tavsiye almanıza gerek yok gibi, ama asıl meseleyi anladınız. Eğer amacınız gününüzü planlamaksa ideal bir “To-Do List” üç ana eksen içerir: Bir büyük dereceli madde, üç orta dereceli madde ve beş küçük dereceli madde. Elinizde bundan fazlası varsa, çok büyük ihtimalle zaten yetiştiremeyeceksiniz. O yüzden yapamayacaklarınızı listenize ekleyip, kendinizi “başarısızlık” hissiyle demotive etmenize gerek yok. Küçük olsun, sizin olsun. Yapabileceğinizden fazlasını planlamayın.

2) Büyük ödüllü işlere odaklanın.

Enerjiniz sokakta bulduğunuz sağlık çantalarını “yiyince” yükselmeyecek. Evet, ne yazık ki hayat bir bilgisayar oyunu değil. Bu nedenle olabildiğince verimli bir yatırım yaparak, onu önemli sonuçlar yaratacak işlere harcamanız gerekiyor. Örneğin gün içinde bir toplantınız var, ama ayı zamanda Mp3 klasörünüzü de düzenlemeniz gerek. Çok başka sebeplerden ötürü -üşengeçlik, özgüven sorunları, korkular, varsayımlar- toplantıyı ertelemek için, Mp3 listenizi düzenlemeyi “bir görev olarak” listenize almayın. Toplantı, sizin için daha önemli sonuçlar doğuracak bir etkinlik. Zihniniz, güvenli alanınızdan çıkmamanız için size türlü türlü oyunlar oynayacak ve en dandik işleri, en önemli işlerinizi ertelemeniz için sürekli ön plana almaya çalışacak. Çünkü insan zihni genelde böyle çalışır. Stresle ve sonuçlarla yüzleşmemek için, kendine bahaneler yaratmakta ustadır. Bu oyuna gelmeyin. Büyük düşünün. Büyük ödüllü işlere odaklanın.

3) Depara kalkarak çalışın.

Çalışma biçimlerinin herkes için kesin bir formülü yoktur. Kimisi uzun ve aralıksız bloklar halinde çalışır, kimisi de kısa ve yoğun bir odaklanmadan sonra uzun aralar vermek ister. Bunun için binbir türlü teknik ortaya atılmıştır. 25/5 Pomodoro Tekniği ya da 90/10 Blok Ders Tekniği gibi. Fakat tüm bunlarda ortak olan şey şudur ki, o da çalışırken depar atmak zorunda olduğunuz gerçeği. Tırıs giderek, laylaylom takılarak, işleri ağırdan alarak verimli bir gün geçiremezsiniz. Sizi hizada tutacak bir uyarıcıya ihtiyaç duyuyorsanız, ilk önce işleri kendi kendinize çözmeye çalışın. Örneğin saat kurun ve alarm ile işe başlayıp, alarmla ara verin. Eğer bu sizi strese sokuyorsa bir yakınınızdan, çalışma arkadaşınızdan ya da ailenizden yardım isteyin. Size gün içinde hatırlatmalarda bulunmalarını sağlayın. Bu işin rutine oturması, ortalama 7-10 gün arası zaman alacaktır. Alıştıktan sonra kendinizi ne kadar enerjik ve adanmış hissettiğinize şaşıracaksınız. Yeter ki alışmak için yeterli süreyi kendinize verin ve odaklanarak çalıştığınızda, çalışıyormuş gibi yaparak kendinizi kandırmayın. Depara kalkarak çalışın.

4) Her güne bir ana tema verin.

To-Do listenizi yaptınız, büyük ödüle odaklandınız, alarmını kurdunuz ve depera kalkarak çalışıyorsunuz. Ama aklınız bir türlü o “diğer işi” gözünüzün önüne getirmeyi bırakmıyor değil mi? Twitter’ın kurucu ortağı Jack Dorsey için de bu böyleymiş ve bu sorundan, günlere birer tema vererek kurtulmuş. Mesela o gün ay sonu hesaplarını denkleştirmek zorundasınız, fakat mutfağınızdaki tüm kapkacakları temizleyip yerleştirmeniz de gerekiyor. İkisi de acil ve ötelenemeyecek işler bu nedenle elinizdeki meseleye odaklanmakta zorluk çekiyorsunuz. Bugünün temasını “Finans ve Muhasebe”, yarının temasını ise “Ev ve Mutfak İşleri” olarak belirleyerek bu aciliyet baskısından kendinizi kurtarabilirsiniz. Çünkü farkında olmasak da zihnimiz bu şekilde çalışır. Bu nedenle ev, iş, özel hayatı birbirinden ayırabilir ve her birinin stresini belirli oranda kendi alanında yaşayabiliriz. Her güne bir ana tema verin ve o tema ile ilgili işleri, o gün içinde halletmeye çalışın. Göreceksiniz, bu tema işi epey hoşunuza gidecek.

5) En zor görevle işe başlayın.

Çünkü tüm bocalayışınızın sebebi, çok büyük ihtimalle bu “en zor görev”. Koca bir kütük gibi yolunuzu tıkıyor, biriken diğer işleri yapmanızı da engelliyor. Sırf şu “en zor görev” ile yüzleşmemek için yapmadığınız saçmalık kalmadı ve vicdanınızı “Ya ben var çok procrastination olmak” diye susturamıyorsunuz. Korkmayın. Korkmanız, ötelemeniz için hiçbir makul sebep yok. Eğer başarısız olacağınızdan çekindiğiniz için en zor görevle yüzleşmiyorsanız bu çok saçma, çünkü onu yapmamakta başarısız olmak demek. Yenilmemek için maça çıkmayan, bu nedenle hükmen mağlup olan futbol takımı gibisiniz. Kendinizi, dipsiz gayya kuyularının içine atmayın, cesaretinizi toplayın, odaklanın ve en zor görevle işe başlayın. Eninde sonunda bitireceksiniz ve hayat sizin için, o görevin yapılması gerekliliği stresine oranla çok daha iyi olacak.

Basari01

6) Enerji akışınızı takip edin.

İnsanlar üçüncü dünya ülkelerinin elektrik santralleri gibidir, kesintisiz enerji taahhütnamesi yalnızca bir yalandır. Gün içinde daha enerjik olduğunuz ya da daha yorgun olduğunuz dönemler ister istemez olacak. Tüm gün boş olsanız bile belki sabahları, belki de geceleri kendinizi normalden daha bitkin hissedeceksiniz. Çünkü içinizdeki dinamo günün her saatine eşit dağılacak biçimde enerji üretmiyor. Bu nedenle enerjinizin düşük olduğu saatlere zor görevleri koyarak, işleri kendiniz için zorlaştırmanın hiçbir anlamı yok. Sabah insanıysanız, en zor görevlerinizi sabahları halledin. Geceleri çalışmayı seven bir insansanız, mümkün olduğu sürece gece çalışın. Eğer mesainiz buna engel oluyorsa, enerji kutuplarınızı değiştirmeniz gerek. Bu da ne yazık ki bazı güzel şeylerden feragat etmek anlamına geliyor; mesai bittikten sonra sabah 4:00’e kadar oyun oynamak gibi. Fakat feragat ettiklerinizin karşılığında kazandıklarınıza bakarak kendinizi motive edebilirsiniz. Sabahlara kadar oyun oynamayı da bir ödül olarak, haftasonuna koyarsınız. Enerji akışınızı takip edin.

7) Kendinizi “işe yaramaz” hissettiğinizde, bunla savaşmayın.

Bazen bir sebepten ötürü dün çok iyi yaptığımız işi, bugün yapamayız. Zaten böyle olmasaydı, astrologlar para kazanamazdı. O nedenle bu “yapamıyorum” hissiyle savaşmanızın bir anlamı yok. Biyo-kimyasal nedenlerle, havalar yüzünden ya da bilinçaltınızdaki bir kalıntıdan ötürü o gün “yapamayacağınız” tuttu ve elinizdeki görevi bir türlü bitiremiyorsunuz. Tamam, sorun değil. Hayat akışınızda yalnızca “Play” ve “Stop” butonları yok. “Pause” da var. Elinizdeki görevi yapamıyorsanız ona bir ara verin ve o gün başka bir göreve odaklanın. Yapacak birşeyiniz yoksa, neden yapamadığınızı düşünmenizi engelleyecek bir aktivite bulun. Spor yapın, arkadaşlarınızla çay içmeye gidin, sergi gezin, çekmecenizde bağımsızlık ilan etmiş halde duran çoraplarınızı ayıklayın. O görevle ve yetersizlik hissiyle savaşmayı bırakın. Yalnız aman dikkat, buradaki “yapamama” durumunun günlük bir şey olduğunu vurgulamak elzem. Eğer bu hâl bir günü aşıyorsa, bu listenin başına dönüp, eksikleri gözden geçirmenizde bir fayda var. Sakın, her canınız istediğinde “günümde değilim” diye işten kaytarmayın. Gerçekten deneyin, yapamazsanız, kendinizi “işe yaramaz hissetmekle” savaşmayın.

8) Hazır şablonlar kullanın.

Bir şeyi sık sık yapıyorsanız, neden onu her defasında baştan yapasınız? Bir şablon yaratın. Sürekli aynı özelliklerde e-posta göndermek zorunda mısınız? Bir şablon yaratın. İşiniz, belli özelliklerdeki içerikleri yayına hazırlayıp, bir sonraki partiye geçmek mi? Bir şablon yaratın. Özgün içerik üretmek zorunda olduğunuz bir dergide mi çalışıyorsunuz? Bir şablon yaratın. Özgün içerik yaratacağım, ne şablonu dediğinizi duyar gibiyim. Hayatta herşeyin bir şablonu vardır. Giriş, gelişme, sonuç bir şablondur. 10 maddelik listeler hazırlamak, bir şablondur. Başlıkları soru şeklinde atıp, ilk üç paragrafı cevalardan oluşturmak bir şablondur. Şablonlar işinizi kolaylaştırır, size yol gösterir ve zaman kazandırır. Ne yapacağınızı bilememekten usandıysanız ya da sürekli aynı şeyleri yapmak ruhunuzu emiyorsa, hazır şablonlar kullanın.

9) Hazır cevaplar üretin.

Nasıl ki şablonlar hayat kurtarıyorsa, hazır cevaplar da yeri geldiğinde aynısını yapabilir. Örneğin, bir iş yerinin IK departmanında çalışıyorsanız, kuruma gelen başvurulara tek tek cevap vermek büyük bir iş yükü oluşturur. Fakat her türlü başvuruya uygun, hazır cevap kullanmak “ideal bir iletişim şekli olmasa da” hiç yoktan iyidir. Aynısını sosyal medya hesaplarınız için de kullanabilirsiniz. Bir arkadaşınız, işinizin ortasında size soru sordu ve lanet olsun ki Faceook “Görüldü” uyarısını alnınıza yapıştırarak, sizi zor durumda bıraktı. Bu durum için, cephanenizdeki hazır cevabı çıkarıp arkadaşınıza gönderin: “Merhaba, şu anda çok önemli bir işin ortasındayım ama uygun olduğunda mutlaka bu konuyla ilgili sana geri dönüş yapmaya çalışacağım.” Görülüp, cevap verilmeyen bir mesajdansa, sonra geri dönüş yapılacağını belirten  bir mesaj her durumda evladır. Eğer arkadaşınız olayın aciliyeti konusunda ısrar ediyorsa, nasıl davranacağınıza karar vermek sizin elinizde. Fakat bu gibi durumlardan hızlıca sıyrılmak için, mutlaka hazır cevaplar üretin.

10) Otomatik mesajlar kullanın.

Şablonlar ve hazır cevaplar gibi, otomatik cevaplar da büyük bir yardımcıdır. Araba kullanırken, telefonu açıp “şu anda trafikteyim” demek ve hayatınızı tehlikeye atmak yerine, sadece “No” tuşuna basın ve telefonunuz sizin adınıza “Şu anda araç kullanıyorum, daha sonra arayacağım” mesajı göndersin. Şu minicik ayarı yapmak, gerçek anlamıyla hayat kurtarıcı olabilir. Sık sık toplantı yapıyorsanız, müşterilerinizi uzun uzun çalan ve cevaplanmayan bir telefonla başbaşa bırakmak yerine, meşgule aldığınızda “Toplantıdayım, sizi daha sonra arayacağım” mesajı ile ödüllendirin. Bu hem kişisel imajınızı güçlendirir, hem sürekli söylenen “Ah ben de tam sizi arayacaktım” yalanından kurtulmanızı sağlar, gününüzü planlamanıza yardımcı olur ve insanlara kendilerini daha önemli hissettirir. Otomatik mesajlar kullanın.

Basari02

11) Yazdığınız e-postaları kısaltın.

İş yapmanın temel unsurlarından biri e-posta göndermek ve hangi sektörde olursanız olun, e-posta göndermeden işleri halletmek artık zor. Örneğin bir yapımcısysanız, reklam ajansları, müşteriler, sanatçılar ve binbir türlü dış kapı ile sürekli yazışmak zorundasınız. Ya da “İş Geliştirme Uzmanı” olarak, üslerinize sık sık e-posta yazmak zorunda kalıyor olabilirsiniz. Uzun e-postalar işinizi daha iyi yaptığınız algısını güçlendiriyor sanabilirsiniz, ama yapılan birçok araştırma bunun öyle olmadığını gösteriyor. İnsanlar uzun e-postaları okumaya vakit ayırmak istemiyor ve onlara her defasında 5000 kelime gönderdiğinizde “Geldi yine type’ından bıktığım” diye düşünüyorlar. Ana fikri bir cümlede özetleyebilecekken paragraflarca yazmanız hem onları “aptal yerine koyduğunuz” algısını yaratıyor ve hem sizin, hem de onların zamanını çalıyor. Bunu yapmaktan vazgeçin ve yazdığınız e-postaları olabildiğince kısaltın. Peki bir e-postanın ideal uzunluğu ne olmalı? Yalnızca e-postada “bahsetmezseniz” sonradan başınızı ağrıtacak kadar önemli bilgileri yazın ve gönderin. Anlatabileceğiniz her şeyi e-postanıza sığdırmaya çalışmayın. Onun yerine bir sonraki maddeye bakın.

12) Sohbet edin.

Evet, sohbet edin. İş yaptığınız kişilerle 10 dakikalık bir telefon sohbeti, sizi saatlerce sürecek bir e-posta trafiğinden kurtarabilir. Ayrıca, insanlar karşılarında e-posta istemcisi yerine gerçek bir kişi olduğunda daha yapıcı olurlar. E-posta ile yazışırken vermek zorunda olduğunuz tavizlerden, doğru ve akılcı bir konuşma tarzıyla sohbet ederek kurtulabilirsiniz. İnsanlar sosyal varlıklardır ve evrimlerinin temelinde iletişim beceirleri yatar. Ses tonu, vurgular önemli detaylardır ve ne istediğinizi uzun cümlelerden daha iyi anlatabilirler. Saatlerce sürecek e-posta zincirleri yerine basit bir telefon görüşmesi ile işi halledin ve konuşma bititkten sonra, konu başlıklarını “kısa bir” e-postada bir araya getirerek, karşı tarafla paylaşın. Bu hem gününüzü, hem de işinizi planlamak için en ideal yöntemdir.

13) Toplu e-posta gruplarından çıkın.

E-Posta istemcinizi kullanmayı öğrenirseniz, bunu kolay biçimde yapabilirsiniz. Toplu e-posta gönderen kişilere, konuyla ilgili bir “oto cevap” atamanız durumunda, sizden her defasında aynı cevabı almaktan yılacak ve sizi Angora Tavşanı Seven Kamyoncular Derneği’nin gündemiyle ilgilenmek zorunda bırakmaktan vazgeçeceklerdir. Eğer vazgeçmiyorlarsa “Göndericiyi engelle” diyerek, e-posta istemcinizin o kişiden gelen e-postaları engellemesini sağlayabilirsiniz. Mesajları herhangi bir uyarı olmadan “Junk / Spam” klasörüne düşecektir ve zamanınızı gereksiz yere harcamaktan sizi kurtaracaktır. “Basit bir e-posta neden bu kadar önemli olsun ki?” diye düşünmeyin. Sevimli kedi fotoğrafları önemsiz olabilir ama dikkatinizi dağıtarak, çok önemli bir şeyi yanlış yapmanıza sebebiyet verebilir. Toplu e-posta grupları çağımızın hastalığıdır, bu nedenle toplu e-posta gruplarından çıkın.

14) OHIO Stratejisini Uygulayın

“Only Hande It Once / Yalnızca Bir Kez İlgilen” anlamına gelen OHIO stratejisi muhteşemdir ve “Middle of Nowhere / Allah’ın Unuttuğu Yer” olarak bilinen yokluklar çölü OHIO eyaleti ile isim benzerliği dışında bir alakası yoktur. Kaç kere e-posta kutunuza düşen bir mesajı okuyup “sonra ilgilenmek üzere” başka bir klasöre attınız? Belki de binlerce kere. Bu zamanınızı çalmak bir kenara, olabilecek en verimsiz yaklaşımlardan biridir. O e-postaya derhal cevap verip, o işi sonsuza kadar “yapılacaklar” listenizden çıkarmak yerine, onu öteleyerek görev listenizi kabartıyorsunuz. Ayrıca ona birden fazla kere zaman ayırarak, daha verimsiz bir çalışma yönetimini benimsiyorsunuz. Derhal harekete geçin ve bir görevle, mümkünse, yalnızca bir kere ilgilenin. Öteleyerek, daha fazla zaman çalmasına neden oluyorsunuz ve omuzlarınıza daha çok yük biniyor o kadar. OHIO Stratejisini hemen uygulayın.

15) Karar enflasyonuna uğramayın.

Evet, karar enflasyonu gerçektir ve insanın hayatını bitirir. Bir süre sonra aldığınız kararlar o kadar değersizleşir ki, Tansu Çiller ve devalüasyon birlikteliği bile bu değersizliğin yanına yaklaşamaz. Şöyle düşünün: her konuda karar almak ve bunu birilerine onaylatmak zorunda mısınız? Bazı şeyleri otomatik pilota almak, hayatınızı kurataracak ve sizi karar enflasyonu batağından çıkaracaktır. Her sabah ne giyeceğinize karar vermeyin, her öğlen ne yiyeceğinizi arkadaşlarınıza sormayın, en basit konularda bile karar almak için kendinizi paralamayın. Hayatınız zaten zor ve her konuya en ideal yaklaşımı göstermek zorunda değilsiniz. Zaten aldığınız her karar, en doğru karar diye birşey de yok. Bazı şeyleri rutine bağlayın, iki gün üstüste aynı kıyafeti giyin, o gün de ayakkabınıza uyumlu çanta takmayın. Basit meseleler için uzun uzun düşünüp karar almayın ve karar enflasyonuna uğramayın.

16) Multitasking’i bırakın.

Mutitasking (çoklu görev) çağın bir gereksinimi ama IQ’muzu 5 puana kadar düşürdüğü kanıtlanan bir gerçek. Son 20 yılda, insan beyni aynı anda birden fazla işle ilgilenmek üzere şekilleniyor fakat bu durum işleri daha savsak ve düşük kapasiteyle yapmamıza neden oluyor. Aynı anda birden fazla görevle ilgilenmek size “çok iş yaptım” hissiyatı verebilir, ama aslında bu verim / zaman eğrinizi dibe vurdurur. Her seferinde bir işe odaklanın, onu hakkıyla bitirin ve sonra, bir sonraki göreve geçin. İşiniz bunu imkansız kılsa bile, örneğin aynı anda telefonla konuşup, patronunza uçak bileti ayarlamak zorunda olan bir sekteretseniz, karşınızdaki insanlara “elinizde bir iş olduğunu söylemeniz” genellikle sorunu çözecektir. Kimse bir işle uğraşırken, başka bir işle uğraşmak zorunda kalmayı sevmez. İnsanlar, eğer sorunlu tipler değilse ısrar etmeyecektir ve empati kurarak, elinizdeki işin bitmesini bekleyecektir. Eğer beklemiyorsa, elinizdeki işi yarım bırakmanın mağdur edeceği kişiyi, ısrarcı olan sorunlu tipin üstüne salın ve aradan çekilin. Kimse karşısında eğilip bükülmeyin ve aynı anda birden fazla işe yetişmeye çalışarak kendinizi hırpalamayın. Mutitasking’i bırakın.

17) Arkası yarın kuşağına geçiş yapın.

Çoğu zaman bir işin en zor yanı ona başlamaktır. Hatta neredeyse her zaman. Eğer bir göreve başlamak konusunda ayaklarınız geri geri gidiyorsa, arkası yarın kuşağına geçiş yapın. Üzerinde neredeyse hiç düşünmeden, o işe hemen girişin ve yapabildiğiniz kadarını yapın. Yaptığınız kadarı, en iyi performansınız olmasa dahi birşeyler yaptınız, yani o işe başladınız artık. Geri kalanını yarına bırakın ve kaldığınız yerden devam edin. Parçalar halinde, arkası yarın diyerek çalışmak “yeterli zamanın olduğu” büyük görevlerde hayat kurtarır. Ve çoğu zaman olayları dramatize ederek “zaman yok” diye çıldırsak da, aslında o işi yapmak için yeterli zaman vardır. Sadece zordur ve motive olmak imkansıza yakındır. Bu nedenle, dünyanın en güzel atasözlerinden biri olan “Başlamak işin yarısıdır” deyişini aklınıza getirin ve düşünmeden o işe başlayın. Yarım kalsa da dert etmeyin, arkası yarın kuşağına geçiş yapın.

18) To-Do listenizden birşeyi atın.

Aradan zaman geçti ve 17 maddeyi geride bıraktınız. Artık gününüzü planlamak konusunda daha deneyimlisiniz ve ayaklarınız, baştakine oranla yere daha sağlam basıyor. Şimdi to-do listenizi tekrar gözden geçirme vakti. Listenize şöyle bir göz atın ve uzun süredir yapılmayı bekleyen görevlere gelin. Bunlar muhtemelen arka planda çalışan gereksiz “exe’ler” ve işlemcinizi yormaktan başka bir şeye yaramıyorlar. Kendinize şunu sorun ve samimiyetle cevaplayın: “Bunca zamandır ertelenebildiğine göre, bu gerçekten yapılması gereken bir iş mi?” Bu sorunun cevabını verdiğinizde to-do listenizdeki gereksiz maddeler ortaya çıkacaktır. O şeyi listenizden atın.

19) Hayır demeyi öğrenin.

İnsanlar milyonlarca konuda ikiye ayrılır ve onlardan biri de “Evet İnsanı” olmakla “Hayır İnsanı” olmaktır. Fakat gerçek olan birşey varsa, iki tip insanın da “Hayır” demeyi bilmemesidir. Evet İnsanları, herşeye evet dedikleri için hayır demeyi bilmezler. Hayır İnsanları ise herşeye hayır dedikleri için, Hayır sözcüğünün gerçek gücünden mahkum kalırlar. Çünkü etraflarındaki herkes onların herşeye hayır dediğini çoktan öğrenmiştir ve onlara istediklerini yaptırmanın bir yolunu mutlaka bulurlar. Bu durumda nerede, neye hayır diyeceğinizi bilmek ve bunun nasıl yapılacağını öğrenmek elzemdir. Patronunuza, kocanıza, en yakın arkadaşınıza hayır demek çoğu zaman zordur fakat söylenmesi gerekiyorsa hayır demek hayat kurtarır. Aksi takdirde sırf dik duramadığınız için evet dediğiniz şeyler sırtınıza biner ve sizi Notre Damme’in kamburundan daha beter bir hale sokar. Herşeyi kabullenmek zorunda kaldığınız için pasif-agresif bir moda geçersiniz ve hayat daha da çekilmez hale gelir. Evet dediğiniz şeyleri yapamayacak olmanızdan ve bunun sizi düşüreceği durumdan bahsetmiyorum bile. O nedenle bir dakika bilr vakit kaybetmeden hayır demeyi öğrenin.

Flash

20) Toplantıların gerekliliğini sorgulayın.

Toplantılar beyaz yakalıların kurtarıcısıdır çünkü iş yapıyormuş gibi görünüp, iş yapmamak için en ideal ortamı sağlarlar. Eğer aldığı parayı hak etmeyen bir işgüzar olmak hedefinizse buyrun devam edin ama ilkeli ve sağlıklı bir insansanız, bu sizin için ideal bir durum değildir. İnsanların işten kaçmak için ve bunu kamufle etmek için toplantı isteyebileceğini unutmayın. Hatta çoğu zaman bu öylesine bir alışkanlık haline gelir ki, şirketler sonu gelmez toplantı bataklığına saplandıklarını fark etmeyecek kadar atıl hale gelirler. Gereksiz toplantıların, gereksiz uzunluklarla zamanınızı çalmasına ve sizi kendi işinizi yapmaktan alıkoymaısna izin vermeyin. Çünkü o toplantıyı yaptığınızda başkasının “çalışıyormuş gibi görünmesine” yardımcı olduğunuz gibi, kendi işinizi yapamayacak hale gelebilirsiniz. Toplantıların gerekliliğini sorgulayın.

21) Bir “Don’t Do List / Yapılmayacaklar Listesi” yapın.

İnsanlar sürekli yapılacaklar listesi yapar, ama yapmamaları gereken şeylerin listesini yapanlar çok azdır. Kurtulmanız gereken alışkanlıklar, kötü huylar, sizi yavaşlatan gerçekler, hayatınızdan çıkarmanız gereken kişiler, olumsuz şartlar gibi maddeler için bir “Don’t Do List / Yapılmayacaklar Listesi” yapın. Ve bu kişileri, maddeleri, alışkanlıkları vs. hayatınızdan eledikçe, o listedeki bir başlığı silin. Bunun kendinizi ne kadar iyi hissettireceğini tahmin bile edemezsiniz. Her sabah, to-do listeniz ile birlikte don’t-do listenize de 5 dakika zaman ayırmak çok faydalı olacaktır. Vakit kaybetmeden bir “Don’t Do List / Yapılmayacaklar Listesi” yapın.

22) İşlerinizi gerçek sahibine havale edin.

Kendi iş tanımınızda olan ve gerçekten sizin göreviniz olan işlerden bahsetmiyoruz. Fakat modern iş hayatı, sizin göreviniz olmayan işleri de sizin sırtınıza yüklemekle ünlüdür. İnsanlar, görevleirnden ve sorumluluklarından kaçabilmek için olabildiğince kurnaz manevralar yaparak, sizinle alakası olmayan şeyleri size “kitlerler.” Bundan kaçınmak için, ilk önce işin asıl sorumlusuna o görevi havale edin. Bu işi neden yapamayacağınızı güzel bir dille ona anlatın. Amerikan dizilerinde falan sıkça karşılaştığımız “Bunu yapmıyorum, çünkü bunu yapmak benim iş tanımımda yok” cümlesi, Türkiye ve benzeri ülkelerde işinize yaramayacağı gibi, sizi olmadığınız halde kibirli ve takım oyunundan uzak bir karaktermiş gibi gösterir. Onun yerine, hafif sinsi ama iyi niyetli bir yaklaşım gösterek işi sahibine havale edin. Bunu onun yapmasının daha doğru olacağını, çünkü onu sizden daha iyi yapacağını belirtin. O kişinin niteliklerini övün. Ya da yapmamanız halinde sonunuz olacak bir işi neden gösterek, o işi üstlenmekten kaçının. Sakın bunları yapmadan, o işi zavallı alt rütbeliye ya da stajyere itelemeye çalışmayın. Önce savaşın, kaybederseniz size yardım edebilecek bir “junior” ya da iş arkadaşı aramaya koyulun.

23) Crowdsource dünyasına adım atın.

Her işe kendiniz koşmak zorunda değilsiniz. Artık, binlerce profesyonelin bir araya geldiği muhteşem platformlar var. İşiniz için onlardan yardım alın, hatta eğer uygun bir durum söz konusuysa işinizi tamamı ile onlara emanet edin. Basit bir Google aramasıyla birçok Crowdsource sitesine ulaşabilirsiniz. Vizyonunuzu genişletin ve Crowdsource dünyasına adım atın.

24) İş değişimi yapın.

Erasmus rüzgarları gibi, tatlı bir rüzgarı iş hayatınızda estirmek istemez misiniz? Elinizdeki tatsız görevi, Lisbon geceleri ile değiştirmek istemez misiniz? İstersiniz. İş arkadaşınız da ister. O nedenle elinizde uzayıp duran, bir türlü yapamadığınız ya da gerçekten nasıl yapacağınızı bilmediğiniz bir işi, bir iş arkadaşınızın benzer özellikteki işiyle değiştirmeyi teklif edin. Siz onun yerine A şirketi için sunum hazırlayın, o sizin yerinize B firması için yıllık rapor hazırlasın. Eğer bir işi bütünüyle takas edebileceğiniz kimse yoksa, parçalara ayırarak bir kısmını paylaşmayı deneyin. Mesela sunumdaki grafikleri siz hazırlayın, yıllık rapordaki imla yanlışlarını o düzeltsin. Deneyin ve başarabilirseniz, iş değişimi yapın.

25) Gerçekten gerekli değilse, mükemmelliyetçilikten kurtulun.

Olumsuz mükemmelliyetçilik ölümcüldür ve mükemmelliyetçilik iyi bir şey olarak kodlandığından, sinsi bir hastalık gibi ilerler. Basit işler, gündelik rutinler, bir an önce bitirilmesi gereken görevler için anlamsız bir mükemmelliyetçilik tufanına yakalanıp, kendinizi “procrastination’ın” derin sularına atmayın. Bir işi hiç yapamamış olmak, kusurlu da olsa yapmış olmaktan kötüdür. O nedenle olumsuz mükemmelliyetçiliğin yolunuza çıkmasını engelleyin. Ayrıca unutmayın, bir işi mükemmel yapamayacak olduğunuz için yapmıyorsanız, o işi hiçbir zaman mükemmel yapamazsınız. Çünkü tecrübe, sabır ve adanmışlık olmadan hiçbir iş mükemmel olmaz ve bir işi yapmayarak bunları elde edemezsiniz. Gerçekten gerekli değilse, mükemmelliyetçilikten kurutlun.

26) Üretim bandına çıkıp, ileriye doğru koşun.

Streamline Processing için tam olarak bir çeviri bulamadığımdan böyle ifade ettim, ama yapmanız gereken şey tam olarak bu. Eğer bir işi, ne kadar yaparsanız yapın bitiremiyorsanız artık başkalarından yardım almanızın zamanı gelmiştir. İşi başka departmanlarla bölüşün, iş arkadaşlarınızdan ya da farklı şirketlerdeki meslektaşlarınızdan yardım isteyin. İşi üretim banındaki bir parça gibi düşünüp, ilerleterek daha da geliştirilmesini sağlayın. Böylece el birliğiyle, belli bir akış planını uygulayarak o görevi bitirecek ve to-do listenizden bir madde daha azaltmış olacaksınız. Korkmayın, üretim bandına çıkıp, ileriye doğru koşun. Çünkü modern iş hayatında, çözümsüz olan hiçbir görev yoktur ve o görev gerçekten çözümsüzse, görev değil ütopyadır.

27) Küçük şeyler için, sanal bir yardımcı tutun.

Sanal bir yardımcı derken, yalnızca akıllı telefonunuzun ajandasından ya da sizin için sabahları ekmek pişiren, zaman ayarlı ekmek makinesinden bahsetmiyorum. Bunlar da sanal yardımcılar. Ama ben işleri sanal dünya üzerinden halledecek, bağımsız çalışanlardan (freelancer) bahsediyorum. Sanal sekreterlik hizmetlerinden faydalanarak sizin için randevu alan, lojistik ihtiyaçlarınızı halleden firmalarla anlaşın. Sanal resepsiyonist ya da posta kutusu hizmeti veren kurum ya da kişilerle anlaşarak, sizin için telefonları cevaplamalarını sağlayın. Sizin için araştırma yapacak kişilerle anlaşın, araştırma işlerini belli bir ücret karşılığı onlara devredin. Sunum hazırlayacaksanız, çirkin çirkin Powerpoint sunumlarını ortalığa dökmek yerine, makul bir fiyatla grafik tasarımcılara sunum hazırlatın. Ev yemeği hazırlayan gençlerle anlaşın, evden al-eve bırak hizmeti sağlayan kuru temizlemecilerle çalışın, faturalarınızı otomatik ödemeye emanet edin. Ne demek istediğimi anladınız. Paranın hayatınızı kolaylaştırmak için varolduğunu unutmayın. Mutlaka kendi bütçenize uygun bir servis sağlayıcı bulacaksınız. Küçük şeyler için, sanal bir yardımcı tutun.

28) Herşeyi süper organize edin. 

Gerekirse bir iki gününüzü ayırın ve herşeyi süper organize edin. Masanızı, gelen kutunuzu, kütüphanenizi, notlarınızı. Bunu yapmak belki değerli haftasonunuzu alacak ama uzun vadede size çok zaman kazandıracak. Asla ertelemeyin. Herşeyi süper oganize edin.

29) İş arkadaşlarınızın sizi meşgul etmesine izin vermeyin. 

Tam işinize odaklanmışken, dedikodu yapmak için telefonunuza 20 mesaj atan iş arkadaşınızdan kurtulun. İşinizin ortasında dönen, geçen akşamki parti muhabbetinden itinayla kaçının. Asosyal olun demiyorum, ama iş önceliğinizi bu gibi sudan sebepler için çöpe atmayın. Kulağınıza koca bir kulaklık takarak, “lütfen rahatsız etmeyin” tabelası kullanarak ya da açık açık çalışma arkadaşlarınızla iletişime geçerek bu durumu çözün. Tatlı dille, güzel bir yönlendirmeyle çoğu durumda bunu halledebilirsiniz. Eğer halledemiyorsanız çalışma ortamınızı değiştirmeyi ve daha ciddi önlemler almayı gündeme getirin. Çünkü iş hayatında başarılı olmak istiyorsanız, kimsenin Mango indiriminden 45 dakika boyunca bahsetmesi sizin önünüze çıkamaz.

30) Kestirin.

Evet kestirin. Eğer çok yorgunsanız, vücudunuzu daha da yoracak kahveye saldırmak yerine bir fırsat yaratıp 20 dakika kestirin. İngiltere ve Japonya’da uyku izni almak bir hak, ama Türkiye’de işler böyle yürümüyor. Bu nedenle gerekirse toplantıya gitmek için 20 dakika erken yola çıkıp, o 20 dakikada arabanızda kestirin. Toplu taşımada kestirin. (Başarabiliyorsanız, çok şanslısınız.) Öğle arasında kestirin. 20 dakikalık uyku iş performansınızda ve stres yönetiminizde mucizeler yaratabilecek kadar etkilidir. Çok yorgun olduğunuz günlerde kendinizi zorlamayın ve kestirin. Baygın biçimde, iş yapıyorum diye sürünmektense dinlenmiş biçimde gerçekten işe odaklanmak size daha çok yardımcı olacaktır. Zobileşmeyin, kestirin.