Inevitable End piyasaya sürülmeden önce, Röyksopp hakkındaki dedikodular alıp başını gitmiş, hatta Norveçli ikilinin yollarını ayıracağı ve bir efsanenin daha aktif müzik hayatının noktalanacağına kadar uzanmıştı. Neyse ki korkulan olmadı. İkili, bu LP’nin, ‘klasik albüm formatı’ndaki son çalışması olduğunu duyurdu, adına da Inevitable End dedi.

Bütün bu kaos yaşanırken, Röyksopp, gerek konserlerde gerekse sanal ortamda, albümde yer alan şarkıları periyodik olarak dinleyiciyle buluşturdu. Interstellar diye yatıp kalktığımız şu günlerde, albümün -bana göre- en iyi şarkılarından birisi olan Monument’e de şöyle kozmik bir klip çektiler. Albümdeki parçaların yarısından fazlasını bir şekilde yayımlayan Röyksopp; başarılı bir lansman süreci izleyerek, dinleyiciye, ‘Acaba şimdiye kadarki en iyi Röyksopp albümü mü geliyor?’ sorusunu sordurttu, yakın bir zamanda da evet cevabını yine kendisi verdi.

Karanlık bir Daft Punk şarkısı olsa yadırgamayacağım ‘Skull’ isimli parçayla başlayan albüm, Save Me ve I Had This Thing parçaları dışında, bu koyu havasından çıkmamaya özen gösteriyor. 2012 yılında yayımladıkları Running at the Sea single’ındaki vokal Sussane Sundfor ile Save Me şarkısında yeniden harikalar yaratan grup, midtempo’nun uzmanlık alanı olduğunu da Sordid Affair ile yeniden hatırlatmış. Coup De Grace ve Goodnite Mr. Sweetheart gibi deneysel sayılabilecek parçalar da albüm de mevcut. Skull ile beraber, kendini en çok sevdiren parçanın Thank You olduğunu söylemeden yazıyı bitirmeyelim.
Bundan sonraki hayatına EP ve single’lar ile devam edecek olan Röyksopp, bu formata vedalarının sebebinini ‘kendilerini tekrar etmeye başlamak’ olarak açıklıyor. Yapılabilecek en güzel vedayı yapıp, ‘bize biraz zaman verin diyerek’ şimdilik- aramızdan ayrılıyor.