Yeldeğirmeni, birçok kişinin belki de adını bile bilmediği ya da çoktan unuttuğu bir semtti. Şimdiyse Haydarpaşa Port projesinin, gözünü para bürümüş iş adamlarının, devletin, rantçıların göz bebeği oldu. Benim için Yeldeğirmeni, Kadıköy’de dershaneye gittiğim öğrencilik yıllarımda önünden geçtiğim, eski evlerinin camında tanıdık yüzler gördüğüm, yıkık dökük bazı evlerine korkuyla baktığım, ilk eskici deneyimimi yaşadığım, benden başka kimse bilmez sandığım bir yerdi. Ben de zamanla yeni bir şeyler geldi mi diye uğradığım eskici dükkanlarına, yenilerini bulduğumdan uğramaz olmuş, dershane yılları da geride kalınca rotam Yeldeğirmeni’nden geçmez olmuştu. Eski bir çocukluk anısı gibi  ne zaman gitsem hep orada, aynı şekilde bulacağımı sandığım bir semt gibiydi Yeldeğirmeni.

Yeldeğirmeni’ne varmak için geçtiğim ve İşgal Yılları’nda kadınların çalıştığı genelevlerin olduğu Paris Mahallesi sakinleri, evlerinden çıkarılıp sokak yenilendiğinde bile Yeldeğirmeni’ne oraya çok yakın olmasına rağmen kimse ilişmemişti.

Sonra aradan yıllar geçti ve en son geçen sene Don Kişot İşgal Evi’ni ziyarete gittim Yakup’la röportaj yapmak için. Böyle bir gelişmenin manevi olarak bir bağım olan bu semtte yaşanması beni mutlu etmişti ve başka bir semtte oluşundan daha fazla ilgimi çekmişti açıkçası. Bu hareketlenmenin ardından gerçekten güzel şeyler yapıldı fakat şimdi bütün bu çıkarsız ve karşılıksız çaba ile sıfırdan bir şey var eden insanların yarattığı o farklı havaya egzosu bastılar resmen. Yeldeğirmeni’ne yapılmaya başlanan turlar maalesef bunun küçük bir örneği. Yakında sucuyu, camcıyı, bakkalı çıkarıp yerine restoran veya otel yapacaklar. Hatta uyanık Kalkavan’lar çoktan yeni otellerini dikmiş bile. Sanırım Haydarpaşa Port’u da açıp, Yeldeğirmeni iyice katledildiğinde, artık oradan geçerken içim burkularak ve sanki oradan ilk kez geçiyormuşçasına yabancılaşarak geçeceğim…