HAYALLERİMİZ HALA BAĞIMSIZ!

Nasıl oldu yazının dünyanıza girişi? İlk ne zaman farkettiniz bu yeteneğinizi?

İlkokulda günlük tutmaya başlamıştım. Rutin geçen günlerimi günlüğe yazdıkça, hayata karşı öfkemi en iyi yazarak yatıştırdığımı farkettim. Dersi, insanları dinlemez; kitapların köşesine bir şeyler karalardım hep. Bazen sadece bir harf, bazense sadece koca bir nokta.

Televizyon programcılığından geliyorsunuz. Tiyatro sahnesi ile ikisini karşılaştırabilir misiniz?

Dört yıl boyunca televizyonda kültür sanat programı hazırlayıp sundum. Televizyona iş yapıyorsanız, herkese ulaşmak gibi bir kaygınız ister istemez oluyor. Tiyatrodaysa herkese ulaşmaktan öte birilerini anlamaya, birilerinin sesi olmaya çalışıyorsunuz yılmadan. Televizyon samimi, tiyatro ise dürüst bu yüzden. Çünkü samimi bir şekilde yalan söyleyebilirsiniz ama, dürüst bir şekilde yalan söyleyemezsiniz.

Tiyatro dünyasında olmaya, bir oyunu yazmaya nasıl karar verdiniz?

Askere gitmeden önce hayatımda ilk kez tek başıma uzun bir seyahate çıkmıştım. O zamana kadar oyun yazmak gibi bir derdim hiç yoktu. O seyahatte ilk kez yalnızlığımla baş etmeyi öğrendim. Tanımadığım birisi ansızın sarılıp doğum günümü kutladı. O doğum günü kutlamasıyla başladı oyun yazma serüvenim sanırım. Hiç tanımadığın ve tanışmayacağın birinden gelen “iyi ki doğdun!” cümlesi ne güzelmiş…

Askerdeyken yazdığınız Kabin’in, metni harikaydı. Bize biraz Kabin’in çıkış hikayesinden bahseder misiniz?

Arap, Şımarık ve Safiye diye üç köpeğim vardı askerde baktığım. Çok güzel köpekler vardı askerde. Sonra toplatıldı hepsi belediye tarafından! İki köpek vardı mesela: kocaman, yorgun, kimine göre çirkin belki. Yemekhanenin önündeki çimlerde yatardılar tüm gün. Birbirlerinden ayrılmazdılar. Tüm köpekler toplatıldığında, o azman iki köpekten biri kalmıştı bir tek koca Alay’da. Onu yakalayamamışlar. O köpek, koca alayı gezdi ve uludu günler boyu. Acıyla, inanarak eşini aradı. O çaresiz uluma sesini unutamıyorum… Bir de askerin son günü barınağa ziyarete gidip, Arap’la vedalaştığım anı. Demir tellere burnumu dayayıp… Öyle işte… Kalbimde hala susmayan o ulumadan , Arap ve diğerleriyle geçen güzel ve güçsüz günlerimden çıktı Kabin’in hikayesi.

Arkasından gelen Garaj oyunu ile tiyatro severlerin gönlünde taht kurdunuz. Hangi yönden geliyor ilham perileriniz?

Öfkeden çıkıyor, kalabalıklardan çıkmadı hiç peri meri. Aynaya bakmayı unuttuğum zamanlarda geliyor bir de en çok. Sevmekten vazgeçmediğim zamanlarda… Çok sevince, çok uyuyunca. Az sevişip, çok dokununca. Omuzlarımdan korkmadıkça. Bir solumda, bir sağımda. Annemle uzun uzun telefonda konuşunca. Annemin çocuğu olduğumu her hatırladığımda… Canım annem.

Kabin mi Garaj mı?

Kabin.

Craft Tiyatro ailesinin bir üyesi olarak beraber ne gibi planlarınız var yakın gelecekte?

Üçüncü oyun üzerine çalışıyorum. Oyunda İpek Bilgin oynayacak. İpek’le Garaj’ın ardından tekrar çalışacak olmak beni çok heyecanlandırıyor. Çünkü hem çok iyi bir arkadaş, hem de çok iyi bir hoca kendisi. Ondan öğrendiklerimi ne üniversitede ne de yüksek lisansta öğrendim. Yaşayarak öğreniyorum ne mutlu ki!

Sizce her yazı yazabilen senaryo da yazabilir mi?

Bence her senaryo yazabilen yazı yazamaz. Çünkü yazmak için yazdıklarından, her an vazgeçebilmeye hazır olman gerekiyor. Yazmak ciddi bir iş. Akıl işi değil. Kalple yapılan bir iş. Ama iş olarak bakarsan da ne kalp kalıyor, ne akıl.

Senaryo yazmak için nasıl bir düşünce biçimi gerekiyor?

Yazabilmek için ilişki kurmak gerekiyor hayatla. Hayatla ne kadar derin bir bağ kurarsan, o kadar derinleşiyor için. Ne kadar derinden seviyorsan bir kalbi, kalbinden çıkan her cümle de birine dokunuyor. Su gibi kendi yolunu buluyor cümlelerin böylece. Su gibi yazmak, su gibi yaşamak lazım!

Senaryo yazmak isteyen ama bir türlü nereden başlayacağını bilemeyenlere tavsiyeniz nedir?

Bisiklete binmeyi çok istiyordum çocukken. Bir gün kuzenimin bisikletini dayanamayıp çaldım. İlk denememde düştüm ve alnımı yardım. Ama sonra inat ettim, on iki dikişle öğrendim bisiklete binmeyi. Nerden başlayacağını bilmemekten çok, hiç başlamamak tehlikeli bir şey. Bazen düşüp alnı yere vurmayı göze almalı insan sanırım.

Bağımsız tiyatronun gelişmesi için sizce neler yapılmalı?

Daha çok hayal kurmalıyız. Hayal kurmayı unuttuk. Hayallerimiz hala bağımsız oysa. Bağımsız tiyatronun gücü burdan geliyor: hayallerimizden. Aşkla kurulan hayallerden.

Hiç senaryo tarafında değil de oyuncu tarafında olmayı düşündünüz mü?

Evet düşündüm ve hala düşünüyorum. Oyunculuk eğitimi aldım. Ama şu an yazmak içime daha iyi geliyor.

Başka nelerle meşgulsünüz? Güncel plan ve projeleriniz neler?

Yakın zamanda iki kitabım çıkacak. Kerem Deren ve Pınar Bulut Deren’in kurdukları Yazı Odası isimli oluşumun bir parçası oldum. Onlarla sinema ve dizi senaryoları üzerinde çalışıyorum. Geri kalan zamanımdaysa köpeğimle uzun yürüyüşlere çıkıyorum. Ama o hep koşuyor.

Bizi tanıştırmak istediğiniz, tanısanız seversiniz dediğiniz kişi ya da kişiler var mı?

Seher Kış ve Aykut Aydoğdu. İkisi de yakın arkadaşım. İşlerine göz atın derim. Çünkü çok iyiler!

Facebook

Instagram

Twitter