Şartlar gereği bir yıl geçireceğim Madrid’de doğru zamana denk geldiğime inanıyorum. Çünkü Pedro Almodovar’ın ‘Kırık Kucaklaşmalar’ filminden Penelope Cruz’un kıskanç ve yaşlı kocası olarak tanıdığımız José Luis Gómez’in direktörlüğünü yürüttüğü ‘Teatro de la Abadía’ bu sene 20.yılını kutluyor. Bu kutlama coşkusuyla hazırladıkları özel programda yer alan oyunlardan biri Théâtre National de la Communauté Française, Festival d´Avignon ve Teatrul National Radu Stanca ortak yapımı ‘Hacia La Alegría’. Oyunun yazarı ve yönetmeni tiyatro dünyasının Cannes’ı ve canı diyebileceğimiz Avignon Festivali direktörü Olivier Py. Tek kişilik oyunu sırtlayan isim efsanevi İspanyol aktör Pedro Casablanc.

irem aydin

Sahnenin merkezinde salona girer girmez seyirciyi ağırlayan tuğlalarla kaplı dev kutu kulağa her ne kadar hantal gelse de oyunun başlamasıyla adeta ikea portatifliğine bürünüyor. Modern çağın vazgeçilmezi portatiflik boşuna değil çünkü kutunun açılmasıyla Casablanc çırılçıplak sayıkladığı odasında karşımıza kaybettiği ilhamını arayan bir mimar olarak çıkıyor. Varoluşsal krizin eşiğindeki mimarımız gecenin bir yarısı evinden taşıp kendini sokaklara atarak koşmaya başlıyor. Keza Olivier Py’ın belirttiği gibi Dostoyevski karakterleriyle büyük benzerlik taşıyor.

Seyirciye ise en lüks semtlerden en fakir bölgelere kadar durmaksızın koştuğu oyun süresince şehre adanmış şiirsel monoloğu daha doğrusu ağıtı hayranlıkla dinlemek kalıyor.
Özellikle ‘soylulaştırma’ projelerinin dünyanın bir ucundan diğerine cirit attığı günümüzde şehri bir mimarın gözünden dinlemek büyüleyici sahneleme örneğiyle eşsiz bir deneyime dönüşüyor.

Oyunun müzikleri, ‘Yetimhane’ ve ‘Kıyamet Günü’ filmlerinin müziklerine imza atmış besteci Fernando Velázquez’e ait. Yalnız bu bile oyunun gerilim dolu atmosferini anlatmaya yeterli bir ipucu. ‘Hacia la alegria’ içinde geçen büyük isimlerin hakkını fazlasıyla verecek kadar etkileyici ve bir zamanların Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand’ın ‘sosyalizm nedir?’ sorusuna verdiği yanıt kadar yalın; adalet ve şehir.

*Yazı için İrem Aydın’a teşekkürler.