Nerdworking’in kurucularından Erdem Dilbaz ile neler yaptığını konuştuk. Dilbaz, her an her yerde karşınıza çıkabilecek kadar çok yönlü meselelerle meşgul.

Kimdir Erdem Dilbaz? Neler yapar, nasıl yaşar?

Merakım ve doğal yeteneğimi biraraya getirince saatsizce çalışan bir adam haline geldim. Genelde sabahın erken saatlerinde kalkıp gün içinde ara ara kestirerek yaşayan bir canlı türü oldum nihayetinde. Haftaiçi gece çıkıp kimse yokken müdavimi olduğum yerlere gidip uzun yürüyüşler yapmayı seviyorum gündelik hayat içinde. Aklımdaki konuları ve olası işleri düşünüyorum, tartıyorum, sıkıntı yapıyorum kendime; baktın çözülüyor oturup yapmaya koyuluyorum aklımdakileri.

Hep böyle çok yönlü müydünüz çocukluğunuzdan beri yoksa yaratıcılığınızı tetikleyen belli bir dönem veya olay oldu mu?

Aslında 13 yaşıma kadar pek konuşmayıp hep uzaktan insanları izleyen yalnız başına dolanıp kaybolan, başı bitten kurtulmayan bir tiptim. Bu sessizlik ergenlikle, kitaplarla ve merakla bozuldu tabi; şimdi soyadımın hakkını veriyorum. Başımı belaya sokma konusunda ise hala aynı özveriyi gösteriyorum. Yaratıcılık konusunda önemli eşiklerimden biri, 90’ların başında, 8 – 9 yaşında Bakırköy’de gördüğüm sarı beyaz kalın çizgili kazağı kot pantolonun içine sokan kızdı. Bu çirkinlik aklımdan hiç çıkmadı desem yeridir, kiçötesi. Yani o absürd sahne en nihayetinde “burada yaşamayı seviyorsam ve burada yaşayacaksam etrafımı güzelleştirmek için çabalasam iyi olacak” düsturuna dönüştü.

Çok yönlülük konusunda olaylar ve insan grupları beni cezbetti. İnsanları biraraya getirip oluşumları dışarıdan izlemek ve eksiklerini ve ihtiyaçlarını gördükçe çenemi tutamayıp “şu şöyle olsun, bu böyle olsun, bunu böyle yapsak mı?” demekten ibaret. Ne işe burnumu soktuysam üstüme kaldı. Ben de bundan memnunum açıkcası, devamlı olarak eğlenceli ve bilgi temelli girişimlerin içinde yer alıyorum.

Aynı anda birçok oluşumun kuruluş ve varoluş sürecinde yer alacak zamanı ve enerjiyi nereden buluyorsunuz? Motivasyon kaynağınız nedir?

Korsan Partisi, Alternatif Bilişim Derneği, nerdworking, sansüresansür, uluslararası yastık savaşı, kamusal alanda eylem tasarımları, vb. konu ve oluşumlarda yer almak bana eğlenceli geliyor. Yapacak daha iyi bir işim yok. Birçok insanın bilgilerini birleştirip tek başına gerçekleştiremeyecekleri şeyleri hayata geçirmeleri, hele de kimsenin onlara inanmamasının karşısında, müthiş heyecan verici.

nerdworking

Nerdworking sanat ve pazarlamanın birarada nadiren güzel durduğu bir oluşum. Nerdworking’den bahseder misiniz? Nasıl yakaladınız bu ince çizgiyi?

Kişisel yeteneğimin insanları biraraya getirmek olduğunu erken yaşlarda keşfettim. Sonra yıllarca barlarda çalıştım, sosyal bir iş olması açısından o da büyük heyecan duyduğum bir alandı. Sonra okumaya açlığım başladı, gidip Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi bölümünün kapısını aşındırıp “bana burs vermezseniz okuyamam, ben burada okumak istiyorum!” diye diye mülakattan sonra bursu aldım. Eğitimde farkettiğim en önemli şeyler zaten aklımda dillendiremediğim meraklarımın cevapları oldular. Kültür nedir, nasıl yayılır, bireyden topluma birlikte yaşamın çıktısı farklı ifade biçimleri neler olabilir diye düşündüğüm sorularla doldu kafam. Sonrasında da baktım bir işe giremeyeceğim, girdiğim basit 3 işten de 2 hafta sürmeden atıldım, oturdum çevremdeki sanatçı ve mühendislerin sorunlarına kafa yordum. Piyasadan hakettikleri paraları alamamakla beraber aslında yaratıcılıklarını da sergileyemiyorlar, istediği işleri yapamıyorlardı. Sonunda birkaç arkadaşla başlayıp böyle bir nerd network’ü oluşturduk. Çizgimiz yolun başından belli olduğundan müşterilere hiç “tabi efendim” çekmedik, sonuçlarından da memnun kaldılar. Sıçmadık mı, sıçtık tabi birkaç kez; sonuçlar hep bizi geliştirdi. En nihayetinde deneyim tasarımı yapan 60 kişilik uluslararası bir network haline geldik. İş yaptıkça ve sonucunu gösterebildikçe müşteriler de artık güvenmeye başladılar. Güvenmeseler de temkinli hallerini işlerine pek yansıtmamaya başladılar belki de.

Çok kalabalık bir ekipsiniz. Sizin sorumluluklarınız nedir?

Benim birkaç işlevim var ekipte. Genel olarak prodüktörlük yapıp hangi brief’e hangi kişilerin ne tip bir iş üretmesi gerektiğini tartıp brief’leri hazırlıyorum. Kordinasyon ve hukuki işleri yerine getiriyorum, ödemeleri takip ederken bir yandan da yapılan işlerin tanıtımını ve olası yeni müşterileri araştırıyorum. Bu sayede sanatçı ya da mühendislerin sadece işlerine odaklanacak vakitleri kalabiliyor.

Bugüne kadar en çok gurur duyduğunuz işleriniz neler?

İlk yıl 45’ten fazla kapı çalıp geri döndükten sonra yaptığımız Haydarpaşa Garı üzerindeki “Yekpare” adlı mapping performansımız ilk göz ağrımız. Onun dışında ayırt etmesi zor, zira bir yaptığımızı bir daha yapmadığımız için her iş için aynı heyecanı duyuyorum. Örneklemeye çalışayım kısaca; düşünce gücüyle kontol edilebilen araba yarışımız BrainRace, ajan filmlerindeki gibi bir Lazer Odası, Hüseyin Çağlayan/Mavi için holografik catwalk çalışmamız, 3D gözlükle izleyebildiğiniz mapping performansımız ilk aklıma gelen favorilerim.

Sosyal medyada özellikle Ekşi Sözlük’te çok seviliyorsunuz ve çok fazla takipçiniz var. Bu bağı nasıl kurdunuz ve bu durumu neye bağlıyorsunuz?

Aslında çok değil, belki bizim alan diye tanımlayabileceğimiz yaratıcı endüstriler ve meraklı insanlar arasında bilinirliğim var diyebiliriz. Meraklı olduğum konular hakkında paylaşımlarım özellikle dikkat çekiyor. Bir de IRC ve forum kültüründen gelen biriyim, birlikte konuşmanın nasıl bir adab ürettiğini biliyorum ve bu kültürü özellikle Facebook gibi bir kamusal alanda canlı tutmak için çabalıyorum, tartışmalar açıyorum, konuşmaları insanlara açık bırakıyorum. Bir de abuk subuk şeyler yazıyorum ve yapıyorum, bunlarla birlikte yaptığım iş ile de öyle saçma bir bilinirlik gelişti.

Şu aralar hangi projeler üzerinde çalışıyorsunuz. Bizi yakın gelecekte neler bekliyor?

Şu sıralar elektroreseptörlü canlılardan bir orkestra kurmaya çalışıyoruz bir arkadaşımızla, o heyecan verici geliyor bana. Önümüzdeki seneye birkaç uluslararası ışık festivalinde gene mapping performanslarımız olacak, onlar heyecan verici olacaktır. Birkaç da sahne sanatlarına yönelik geniş kitlelere bu işi ulaştıracak projelerimiz, planlarımız var. Twitter ve Facebook nerdworking hesaplarımızdan bizi takip edip gelişmeleri an be an öğrenebilirsiniz.

Bizi tanıştırmak istediğiniz biri ya da birileri var mı?

1.  Engin Ayaz & Kerem Alper: atolyeistanbul.co ortak çalışma alanını kurdular ve geliştiriyorlar.
2. Eda Demir: Sofar İstanbul’u düzenliyor, evlerin salonlarında konserler serisi.
3. Engin Eraydın: Türkiye’nin ilk VJ’i, estetik ve yetenek ile Türkiye’de VJing kültürü hakkında baya bilgi alabilirsiniz.
4. Osman Koç: Mekatronik mühendisi ve Türkiye’nin ilk makerspace’i İskele 47’nin kurucu ortaklarından.
5. Okan Kuzer: Mekan314 adlı yeri kurdu ve yönetiyor. Sirk ve sahne sanatları için açılan ilk üsturuplu mekan burası da.
6. Lara Kamhi: Işık ve mekan ilişkisi üzerine temiz işler çıkartan sevdiğim bir sanatçıdır kendisi.

Erdem Dilbaz

Facebook

Nerdworking