Kimdir Dilara Sakpınar, neler yapar?

Herhangi bir canlı. Müzik yapar, şarkı söyler, toprak sever.

Hayatında müzik ile ilgili bir gelecek nasıl başladı? Müziği bir meslek edinmeye nasıl karar verdin?

Muhtemelen dünyaya geldiğimden beri müzik var şimdimde ve geleceğimde. Bir meslek olarak görmüyorum müziği. Yaşam biçimi daha ziyade. Benim de müzisyen olmamın, bol müzisyenli bir ailede büyümemin büyük etkisi var diye düşünüyorum. Müziğin “okulu”na gitmeyi pek düşünmüyordum aslında. Üniversite sınavlarına bambaşka bölümler için girmiştim. Müzik bölümünün yetenek sınavı olacağını tesadüfen öğrendim. Karşıma çıkınca da çok düşünmeden girdim. Sağolsun harika jüri beni geçirmeye karar verince de, kendimi müzik bölümünde buldum! İlginç bir deneyimdi.

123 ile olan müzikal bağ nasıl oluştu?

123 ile üniversitede tanıştım. Berke ile aynı dersi alıyorduk. Bir gün bana yaptıkları müzikleri dinletti. Aslında benim gruba dahil olacağım gibi bir düşünce yoktu. Bir şekilde kaynaştık ve okula başlama hikayem gibi, 123’ün bir parçası oluverdim.

Lara di Lara’dan bahseder misin? Ne gibi projeler bekliyor bizi yakın gelecekte?

Lara Di Lara, benim çok uzun zamandır “solo” olarak yaptığım parçaların toplamı. Şimdiye kadar kendi kendime yazdığım şarkıları, kaydetmeye karar verdiğim an, Lara Di Lara başkaları için de canlanmış oldu. Yakında, kaydettiğim ilk ep çıkacak. Bir konser vereceğim. Bir de video izlenebilecek.

Sahnede olmak sana kendini nasıl hissettiriyor? 

“Sahne’de bambaşka biriyim. Sahne benim evim. Sahnede olmak beni uçuruyor.” gibi klişeleşmiş cümleler çok eğlenceli! Hoşuma gidiyor her seferinde bunları duymak ve hatta zaman zaman hissetmek. Fakat sanırım benim için en önemli şey, paylaşıyor olmak. Sahnenin nerede veya nasıl olduğunun önemi tabii ki var ama ondan önemlisi, birden çok insanın içinde yapmayı en çok sevdiğin şeyi paylaşmak en yüce duygulardan biri!

Unutamadığın bir sahne anın var mı?

Unutamayacağım çok anı var. Fakat; İTÜ’nün bahar şenliklerinden birinde çalarken, en öndeki bariyerin üzerinde kendinden geçerek dans eden bir oğlana gözlerim takılmış, bariyer sağa sola sallandıkça çocuk için endişe mi edeyim bir sonraki parça için yavaş yavaş hazırlığa mı geçeyim derken, etraftaki standların bir tanesinden elinde bir paketle sahneye doğru koşar adım yaklaşan bir adamı takip etmeye başladım. Önce öyle koşturan bir çalışan diye baktığım adam hakikaten sahneye yaklaştı, yandaki merdivenleri çıktı. Artık sahnede adeta bir dansçım vamış da bu bir koreografiymiş hissini veren kendinden emin haliyle elime “Abla günlerdir buradayım senin gibi bir ses vallaha duymadım, helal olsun afiyet olsun” diyerek elime taşıdığı paketi tutuşturdu! Adam geldiği gibi hızlıca standına vardığında, ben hayret içerisinde şarkıyı söylemeyi bitirmiştim. Paketin içinde, standında hazırladığı çiğ köfteler bana bakıyordu! Böylelikle hem müziği hem de çiğ köfteleri paylaştığımız bir konser olmuştu. Dans eden çocuk, o bariyerden hiç düşmeden dans etmeye devam etti.

En sevdiğin üç müzisyen ve üç şarkı?

Üç ile sınırlamak çok zor… Miles Davis, Meredith Monk, Django Reinhardt.

Sevdiğim o kadar çok şarkı var ki! Ama en çok dinediğim şarkı listesinden ilk aklıma gelen, benim için anlamı olan üç şarkı olsun;

Mariam The Believer – All There Is And More

Yasmine Hamdan – Enta Fen

The National Bank – Home

Türkiye’de müzik sektöründe yer almanın sence ne gibi zorlukları var?

Türkiye’de müzikle ilgili neyi hedeflediğin, neyi istediğinle ilgili aslında. Yaptığın müzikten ziyade, çok popüler olmak, tanınmak, ünlü olmak gibi öncelikli isteklerin varsa aslında yapılabilecek şeyler daha belli. Bu her tür için geçerli olabilir. Dış görünüşle, süsle, pazarlamayla, adeta matematiksel hesaplarla yazılan şarkılarla, “sıradışı veya garip” olmayı daha çok yüzeyselliğiyle değerlendirerek var olmaya çalışmakla vs vs. Bu da kendi içinde bi yarıştır ve yorucudur eminim. Müzik sektöründe bir zorluk olarak da değerlendirilebilir.

Söylemesi kolay ama genel olarak, tür ne olursa olsun, sadece “yapmak” daha çok üstünde durduğun bir konuysa, zorluklar hem var hem de bir okadar da yok gibi geliyor bana. Hatta belkide kendin ve müziğinle arandaki akış süresinde yaşadığın sorunlar zorluklar yaratabiliyor. Ama bu daha çok müzisyenin/şarkıcının daha doğrusu üretenin kendisi için geçerli zorluklar oluyor. Sonucunda “yaptıysan” yani harekete geçirmişsen, artık zorlukları atlatmış oluyorsun. Bu anlamda da ürettiğinden sen memnunsan, “müzik sektörü”nde varsın yoksun çok da önemli olmuyor.

Genç müzisyenlere tavsiyelerin neler?

Çıkardığın seslerle her nekadar cebelleşsen de, seslerinden korkma, veya hemen çok sevme, üretmeye odaklan. Süreklilik önemli konu. Başka müzisyenlerle etkileşimde ol. Başkalarının müziklerini dinle. Konserlere git. Kulakların dışında başka duyularınla da dinle. Kitap oku. Hayvanları sev. Tarihi merak et. Bir birey olarak kendini hep genişletmeye çalış.

Bizi tanıştırmak istediğin, tanısanız seversiniz dediğin biri ya da birileri var mı?

Babaannem.

Teşekkürler.

Facebook

Lara di Lara

SoundCloud