Stajyer filmini yapma fikri kafamda şöyle oluştu. Uzun zamandır “ezilen stajyerler” hakkında bir kısa film yapmayı düşünüyordum, fakat iş güç derken beynimin bir kenarına itilmiş vaziyette bekliyordu. Bir süre sonra filme zaman bulamayacağımı fark ettim ve zaman yaratmam gerektiğini anladım.

Stajyer’in senaryosu aslında benim hayatıma dayanıyor, filmdeki “Mert” karakteri benim 2011 yılındaki halim diyebilirim fakat tabi ki film senaryoya döküldükten sonra, karakter kendi başına gelişim gösterdi ve benden ayrıldı. Türkiye’deki “festival sineması” kavramına da zaten gıcıktım, kabız ve hikayesiz filmlerin karşısına akıcı ve farklı türde bir şey koymak istiyordum. Brechtyen sinemanın da hayranıyımdır, seyirciye direkt hitap etmek, onu zaman zaman filmden koparmak benim işime yarayacak gibiydi. Ayrıca o sıralar bol bol Britanya sineması izliyordum ve onların görüntü yönetimine hayrandım. Film için benzer bir görüntü yönetimi yapmayı tasarladım. Senaryo bittikten sonra, yakın arkadaşım olan oyuncu Alican Bayhan ile oturup filmi bayağı konuştuk. Filmi yazarken Alican’ın bu role çok iyi olacağını düşünmüştüm ve ilk tercihimdi. Alican’da ezilen stajyer fikrini ilgi çekici bulunca, biz 2 hafta boyunca zaman zaman buluşup karakter hakkında konuştuk ve karaktere son halini verdik.

Kısıtlı bir bütçemiz vardı, en ufak ayrıntıya kadar planlamamız gerekiyordu, bunları dikkatli bir şekilde tasarladık. Oyuncuların tamamı çevremizden, arkadaşlarımızdan oluşuyordu.Bir tane Canon 5D Mark iii, 18mm ve 50mm lensler ve 2 tane 1000v’lik ışıktan oluşan ekipmanı hallettikten sonra, dikkatli bir çekim takvimi ile filmi 3 güne sığdırmayı-teorik olarak başarabildik.
İlk gün ev çekimleri yapılacaktı, ekibin ilk kez beraber çalışması ve çıkan bazı teknik aksaklıklar yüzünden ilk gün biraz gergin geçti fakat bir şekilde atlatabildik. Bu arada görüntü yönetmenliğini de ben yaptığım için üstümde bayağı bir stres olması da işimizi kolaylaştırmıyordu.

İkinci gün olan dış çekimlerimiz için Rumeli Kavağı’na gittik. Kafamdaki mekanlar ile çok benzeşen bir yapıda olan atmosfer ve özgürlük hissiyle ikinci gün çok daha rahat geçti ve içime en çok sinen çekimleri o gün yapabildik. Filmin hayal sekansında kullanmak içinse bir tane süper 8 kamera bulmuştum, süper 8 kasete çekim ile istediğim ev videosu/Retro tarzı yaratabildim ve iyi psikolojimizin de etkisiyle keyifli bir çekim günü geçirdik.

Son gün ise sette 14 kişinin bir arada çalışacağı ofis sahneleri vardı. Yönetmenlik ve Görüntü Yönetmenliğinin yanında prodüksiyon işi de bana kalmıştı. Bu yüzden başlarda biraz konsantrasyon kaybı yaşasam da, kolay topladık ve çekimi bitirebildik.

Post Prodüksiyon’u da kendi kişisel bilgisayarımda yaptım ve 3 ay kadar sürdü diyebilirim.
Türkiye’deki festivallerin filmimizi anladığını pek söyleyemeyeceğim, zaten umudum da yoktu, art house kafasının dışındaki işleri görmezden geldiklerini biliyordum fakat yurtdışında Tallinn festivalinde gösterildi, daha sonraysa Los Angeles ve Portland’da 2 tane indie salonda gösterimler düzenledik ve iyi yorumlar aldık. Garip bir şekilde filmi türklerden daha iyi anlamışlardı.

Stajyer filmi benim dördüncü kısa filmim, her filmde kendimi biraz daha zorlamaya çalışıyorum ve sanırım bundan hiç vazgeçmeyeceğim.