Norveç folk müziğinin yetenekli isimlerinden Moddi, ikinci kez İstanbul’a gelmeye hazırlanıyor. Garanti Caz Yeşili kapsamında gerçekleşecek olan konser 27-28 Şubat tarihlerinde Salon İKSV’de. Bu konser ve müziği hakkında, Moddi ile konuştuk.

Please scroll down for the English version.

Röportaja, ikinci kez İstanbul’a gelişinle başlamak istiyorum. İstanbul ve ilk konserindeki dinleyici kitlesi hakkında ne hissediyorsun?

Tamamen içimden gelerek söylüyorum, İstanbul’da verdiğim ilk konserdeki dinleyic kitlesi, şimdiye dek gördüklerim arasında en iyisiydi. İnsanlar şarkılara hep beraber eşlik etti, sahnedeyken sorularımı yanıtldılar, benimle eğlendiler, doğru ve yanlış yerlerde kahkahalar attılar. Açıkçası bu tarz kitleler, insanı canlı ve kendinden emin hissettiriyor. Keşke onları bütün konserlerime benimle götürebilsem!

Geçtiğimiz yılın sonlarına doğru ‘Kaem va du?’ isimli bir albüm piyasaya sürdün. Bu albümün arkasında özel bir hikaye var mı?

‘Kaem va du?’ albümüyü yaparken bütün sözleri ve müziği ev olarak nitelendirdiğim Kuzey Norveç’in Senja adasında hazırladım. Burda doğan benim gibi insanlar, kısa bir süre sonra şehirlere taşınıyor. Haliyle evimdeki çok sayıdaki eski sayılabilecek kültür olguları yok oluyor. Ben bu albümü, Senja adasının o hatırlanan eski haline adamak istedim. Bahsettiğim kültürel olgular yok olmadan önce bunu yapmak benim için çok önemliydi.

Şarkılarının sözleri gerçekten harika. Özellikle House by the Sea bir başyapıt olarak nitelendirilebilir. Şarkı sözlerini yazma sürecin nasıl ilerliyor?

Tusen takk! ( çok teşekkürler) Aslına bakarsan, House by the Sea’nin sözlerini bir kaç günde yazdım. Ancak normalde, doğru sözlerin müziğimle buluşması için, haftalar bazen de aylar harcıyorum. Telefonumu, ışıkları ve kapıları kapatıp; kendime büyük bir bardak çay hazırlıyorum. Daha sonra, sözlerin bana ulaşmasını bekliyorum. Bu, günlerce tekrarladığım bir döngü.

Çoğu müzik çevresi, müziğini folk olarak tanımlıyor. Sen buna katılıyor musun?

Bazen evet. Ancak Norveç’te ‘vise’ isimli bir müzik türü var. Şiirin müzikle beraber geldiği müzik tarzını temsil ediyor. Benim yaptığım şey tam olarak buna mı dahil oluyor bilmiyorum. Aslına bakarsan, ne yapmak istediğimi de bilmiyorum ancak genel olarak Norveç’te ‘vise’ isimli tür ile tarif ediliyorum diyebilirim.

Geçtiğimiz yıl, kilisede bir konser verip bunun kaydını da yaptın. Bundan önce de, Avrupa’daki evlerin salonlarını gezerek konserler verdin. Müzik yapmak için tasarlanmayan ya da en azından ilk amacı bu olmayan mekanlarda konser verirken neler hissettin?

Hissetmek? Konser sırasında, nerede çalarsam çalayım bir şeyler hissetmeye pek vaktim olmuyor. Konser esnasında insanların tepkilerini izlemek ve sahnede ya da sahne dışında olan biten her şeye dikkat etmekle meşgulüm diyebilirim. Ama bahsettiğin alternatif mekanlarda konser vermeye bayılıyorum! Çünkü bu tarz müziğin ( gitar, vokal, çello, akordeon) ihtiyacı olan şey sakin ve sessiz bir odadan fazlası değil. Zaten bu müziği bu kadar özel yapan da bu. Bir elektronik müzik sanatçısının ya da bir rock grubunun altından sahneyi aldığınıza, kendilerini çıplak ve çaresiz hissedeceklerdir. Ancak benim müziğim sadece insanların önünde çalmak için tasarlanmış. İki saatlik bir konser her zaman doğaçlama yapmaya uygun. Bu da zaten, benim bu müziği yaparken en sevdiğim kısmı. Sabah uyandığımda konserde yapıp yapmayacağımı bile asla kestiremiyorum.

Bir yerde okumuştum, eğer müzisyen olmasaydın, aktivist olmayı tercih edeceğini söylemişsin. Hatta geçtiğimiz yıl, Tel Aviv’e yapacağın bir konseri iptal ederek, İsrail – Filistin ilişkilerinde diyaloğun en temel çözüm unsuru olduğundan bahsetmişsin. Geçen yıldan bu yana, bu konuda bir şeylerin değiştine inanıyor musun? Şu an İsrail’e konser vermeye gider misin?

Bu oldukça uzun bir tartışma konusu. Genel olarak boykot fikrine karşıyım. Bu nedenle örneğin Ermeni ve Kürtlere yaratılan, yapıcı olmayan diyebileceğimiz bir ortam yaratılmasına rağmen Türkiye’ye gelmekten oldukça memnunum. Tel Aviv konserini iptal etme sebebim İsrail’e yönelik başlatılan BDS kampanyasını (Boycott, Divestmen and Sanctions) desteklemek içindi. Orada çalmak, Filistin’e sempati duyan veya duymayan herkes için, kaçınılmaz olarak, benim İsrail’in sebeplerini desteklediğim şeklinde yorumlanırdı. Buna rağmen, geçtiğimiz yıldan bu yana tanık olduğumuz gelişmeler, bu kararımdan asla pişman olmamam gerektiğini gösterdi. İki ülke arasındaki gelişmeler daha kötüye gittikçe( gerek pratikte gerek teoride) orada bir konser verdiğimi düşünmek benim için gerçekten zor.

Bu günlerde ne dinliyorsun?

Aslına bakarsan, dünyanın her yerinden çok sayıda müzik dinliyorum. Viet Khang’ın ‘Viet Nam Toi Dau’ şarkısına bayılıyorum. Ayrıca bu sıralar Şilili protest isim Victor Jara’yı da çok dinliyorum. Ayrıca sizin coğrafyanın insanı Ahmet Kaya’yı yeni keşfettim.

Bununla beraber çok sayıda Norveç folk müziği de dinliyorum. Valkuriem Allstars’ın ‘Farvel slekt og venner’ isimli parçası ve Anders Jektvik’in ‘No som alit e bra’ aklıma ilk gelenler arasında. Başka bir detay, Amerikalı Chriss Sutherland’ın yeni albümü ve Norveçli jazz müzisyeni Ellen Andrea Wang, favorilerim arasında. Tamam, susuyorum merak etme. İyi dinlemeler!

Kitaplar, müziğini etkiliyor mu?

Fazla okuduğumu söyleyemem ama evet, kitaplar müziğimi, müzikten daha fazla etkiliyor. Hali hazırda öğrenci olduğum için akademik yayınlar okumak daha çok hoşuma gidiyor. Örneğin Zugmunt Bauman imzalı ‘Holocaust and Moderity’ kitabında çok sayıda harika fikirler var. Daha ‘soft’ etkileyici kitaplara örnek olarak Mark Danielewski’den Book of Leaves’i önerebilirim.

Bir müzisyen olarak, 2015’te müzik olarak seni en çok heyecanlandıran neler var?

Dürüst olayım mı? Batı müziği giderek ve giderek ‘şeylerin müziği’ olmaya başladı. Bir şeylerin sound’unun nasıl olduğu beni çok da ilgilendirmiyor açıkçası. Benim için batı müziğinin bu hale gelmesi, önemli bir şeyin mesajı. Yani, belki de en heyecan verici şey, giderek daha da az insanın müziğin önemli kısmı olan içerik kısmında çalışıyor olması. Bu bana oldukça etkileyen bir şey, tabi ki depresiflik duygusuyla beraber.

Son olarak, İstanbul konserine gelecek olan insanlar için söylemek istediğin bir şey var mı?

Vi sees! ( görüşmek üzere!)

Moddi

This will be your second time in İstanbul. We just want to start this interview from here. What do you feel about Istanbul city and concert crowd here?

Completely honestly, the audience on our first concert in Istanbul is the best I have ever had. People sang along, answered to my questions, made fun of me and laughed at both the right and wrong places. It is really one of those audiences that makes you feel alive and confident. I wish I could carry them with me everywhere.

You released an album called ‘Kaem va du end’ of last year. Is there any special story behind of it?

“Kæm va du?” is an album where I have gathered words and songs about my home island, Senja in Northern Norway. People (like me) are moving into the cities in scores, and a lot of the old culture from my home place has already gone lost. I wanted to dedicate an album to remembering a little of Senja like it used to be, before is disappears for good.

Your song lyrics are simply beautiful. Especially lyrics of House by the Sea can be counted as legend. What is your writing process?

Tusen takk! As for House by the Sea, I wrote the lyrics in just a few days. Normally though, I spend weeks and even months looking for the right words to the songs. I turn off the phone, the lights, shut the door and make myself a huge cup of tea. Then I just wait for the words to come. And repeat, almost every day.

Your music described as folk most of times. Do you agree of it?

Hm. Sometimes, for sure. But in Norway we have a genre called “vise”, which is usually described as poetry with music to it. I don’t know if that is what I make, or if it is just what I want to make, but I have always identified strongly with the vise tradition.

Last year, you recorded a live performance in a church. Before that you did livingroom concert in coolest livingroom in Europe. How do you feel when you perform in not designed for music places?

Feel? I don’t ever have the time to feel anything during a concert, be it in a church or in a stadium. I’m way too busy in seing how people react, and to paying attention to everything that is happening on and off the stage. But I do love to perform in “alternative” venues, because this kind of music (guitar, voice, a cello, an accordion) doesn’t need anything more than a quiet room to function. That’s what makes it so special. Take the stage from an electronica artist, or from a rock band, and they will feel naked, almost helpless. But my music was made to be played directly in front of people. It was written to be easy, mobile and always at hand. A two-hour concert can always be improvised. That’s one of my favourite things about doing this music – I never know when I wake up in the morning whether I will be doing a concert or not.

We’ve read that if you do not interested in music , you will choose being an activist. Last year, you cancelled your concert in Tel Aviv and mentioned about dialogue between the country is the key. Since last year, do you believe that something has changed? Do you go to Israel for a concert now?

Oh, that is a long discussion. I am generally against the strategy of boycott, which is also why I am happy to play in Turkey even though there is a very – let’s say – unconstructive environment towards Kurds and Armenians in the country for example. I cancelled the concert in Tel Aviv not in favour of, but rather because of the BDS campaign against Israel. Performing there would inevitably be interpreted supporting the Israeli cause (whatever that might be), both by those with symphathies for Palestinians and by those without. However, seing the development the last year I do not regret my decision. And as long as things only seem to be getting worse (both on the ground and rhetorically), I have a hard time imagening going back.

What are you listening in these days?

I am listening to lots of music from around the world, actually. Totally in love with “Việt Nam Tôi Đâu” by Việt Khang, listening a lot to the songs of Chilenian protest singer Victór Jara, and just discovered Ahmet Kaya from where you are from. But also a lot to Norwegian folk music, such as “Farvel slekt og venner” by Valkyrien Allstars and “No som ailt e bra” by Anders Jektvik. Another hot tip: the new album of Chriss Sutherland from America, and the Norwegian jazz singer Ellen Andrea Wang. Okay, I’ll stop it now. Have a listen!

We know you read so much. Are books influence your music? If they are, which?

I don’t read that much, but yes, books inspire me, often a lot more than music does. Mostly I read academic works, since I’m also studying. For example, I enjoy very much the ideas that emerge from Holocaust and Moderity by Zugmunt Bauman. For some inspiring “soft” reads, I’d suggest Book of Leaves by Mark Danielewski or the classic Slaughterhouse five by Kurt Vonnegut, which is perhaps an easier read.

As a musician, what are you most excited about the music in 2015?

Honestly? That Western music seems to be more and more about the sound of things. I don’t really care that much about how something sounds. To me it is the message that is important. So the most exciting thing is perhaps that there seems to be fewer and fewer people working with the really important part of music, namely the content. That inspires me a lot, depressing as it might be.

Lastly, what do you want to say to people who will come your concert in İstanbul?

Vi sees!