NOHlab’in kurucuları Candaş Şişman ve Deniz Kader, genç yaşta önemli işlere imza atan yeteneklerden. Projelerini Contemporary Istanbul’dan beri takip ettiğimiz ikiliyle NOHlab hakkında uzun uzun konuşma fırsatı bulduk.

NOHlab yalnızca Türkiye için değil, uluslararası arenada da yenilikçi işler üreten yaratıcı bir stüdyo. Deniz Kader’le ortaklığınız nasıl başladı ve NOHlab’i kurmaya nasıl karar verdiniz?

Deniz’le lise ve üniversiteden arkadaşız. Önce İzmir Güzel Sanatlar Lisesi, sonrasında Anadolu Üniversitesi animasyon bölümünde aynı sınıfta okuduk. Birçok ortak proje gerçekleştirdik ve ortak ideallerimiz oluştu. Üniversite sonrasında İstanbul’a geldik ve üniversite arkadaşlarımızla birlikte Silo1 isimli ilk stüdyomuzu kurduk. Silo1 sonrasında freelance olarak çalışmaya başladık. Tam bu dönemde Haydarpaşa-Yekpare projection mapping projesini gerçekleştirdik ve 2011 yılında, yılların getirdiği bu birikimi bir isim altında toplamaya karar verdik ve NOHlab’i kurduk. Özet olarak bakarsak, 15 senelik bir dostluğun hikayesidir NOHlab.

Sound&Light

Yeni medya kategorisine giren ve yurtdışında “Experience Design” olarak da tanımlanan projelerinizle klasik “post prodüksiyon” şirketlerinden daha sanatsal bir yerde konumlanıyorsunuz. Bu alanda ilerlemeye nasıl karar verdiniz?

Açıkçası bu ani bir karar olarak değil, organik olarak gelişen bir süreç sonucunda ortaya çıktı. Zaman içerisinde neyi neden yaptığımızı çok sorgulamadan, sadece zevk almamızdan ve merak etmemizden ötürü gerçekleştirdiğimiz projeler, yavaş yavaş experience design tarafına kaydı. Bunun tabii birçok nedeni var. En önemli nedenlerinden biri deneyimi ön planda tutmak istememiz, diğeri ise deneyim tasarımının birçok tekniği içinde barındırması. Lise döneminde resim eğitimi almıştık, o dönemde statik imge üzerine çalışmalar gerçekleştirdik, fakat statik imge bizim ortaya çıkartmak istediğmiz anlatım dilimiz için yeterli değildi. Dolayısıyla işin içine zaman kavramının girdiği animasyon tekniğine yöneldik. Animasyon tekniği içerisinde zaman, ses, sinema, illüstrasyon gibi birçok anlatım dilini harmanlıyordu. Bu noktadan sonra yavaş yavaş animasyonun da bize yeterli olmadığını anladık ve yaptığımız çalışmaların monitör veya sinema perdesinden dışına taşıp daha fiziksel bir hale bürünmesini istedik. Böylece yeni teknik arayışlarına girdik, bunlardan en önemlisi de fiziksel bir yüzey ile dijital bir katmanı bir araya getirebilen “projection mapping” yöntemi idi. Bu noktada sayısal ortamda yarattığımız imgelerin, fiziksel gerçeklik ile bütünleştiği bir noktaya gelmiştik. Bulunduğumuz noktada ise “işin içerisine daha fazla algıyı nasıl katabiliriz?” üzerine çalışmalarımız devam ediyor. Bunlar interaktivite, koku, işitme, mekansallık gibi durumlar… Özetle bu süreç en baştada belirttiğimiz üzere sürekli soru sormamız, yeni cevaplar bulmamız ve bu cevapların tekrar bize yeni sorular sordurtması üzerine gelişen bir süreç oldu.

Nohlab ars

Türkiye “Contemporary Istanbul” gibi dünya çapında isimleri ağırlayan sergilerle çağdaş sanata daha fazla ve daha iyi imkanlarla ev sahipliği yapmaya başladı. Siz de bu sene 9. Contemporary Istanbul’da yer aldınız. Bu alandaki gelişmeleri ve çağdaş sanatın bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Genel olarak gelişme söz konusu, özellikle sanat ve teknolojiyi bir araya getiren Yeni Medya akımının, Contemporary İstanbul’da özel bir bölümü olması çok önemli. Bu sayede genel izleyici alışılmış olanın dışında güncel sanat projeleri deneyimleyebiliyor. Ayrıca Borusan gibi bazı kurumların Yeni Medya sanatına yatırım yapmaları, Salt ve Arter gibi güncel sanat ile ilgili nitelikli kurumların açılması çok önemli gelişmeler. Çağdaş sanatın bugününü değerlendirmek gerçekten uzun bir konu fakat gelinen noktanın oldukça zengin olduğunu düşünüyoruz. Özellikle teknik anlamda birçok şeyin yapılabilirliğinin artması ve teknik donanıma ulaşılabilirliğin kolaylaşması, bu konuda üretim yapmak isteyen her kesimden insana imkan sunuyor, buda bizce daha eşit ve çeşitli üretim zemini oluşturuyor. Bu noktada genel olarak kurumların genç sanatçıları daha çok desteklemesi gerektiğinide belirtmek istiyoruz.

Herhangi bir programa ya da plugine bağlı kalma durumunuz var mı? Yoksa yaratıcılığınızı sınırladığını hissettiğiniz anda yepyeni bir çalışma düzenine geçebiliyor musunuz? Sizin yolunuzdan gitmek isteyen sanatçılara verebileceğiniz bir mutfak sırrı var mı? 

Dijital platformdaki üretimlerimizde yoğun olarak, aynı zamanda görsel sanatlar endüstrisine yön veren Autodesk ve Adobe kuruluşlarının yazılımlarını kullanıyoruz, bunun yanında pek çok ara program, plugin ve kendi yazılımlarımızı kullanıyoruz. Yaratım süreci olarak; önce fikri ve arzu ettiğimiz estetiği bu doğrultuda yaptığımız araştırma ve gözlemler ile hissel olarak zemine oturtuyoruz, teknik arge süreci içerisinde hareket ve renk hissini belirliyoruz. Fikri hayata geçirme aşaması organik bir akışa sahip, oluşturmak istediğimiz hissiyat ya da algı aslında tekniği belirliyor diyebiliriz. Yöntemler süreç içerisinde değişkenlik gösterebiliyor şöyle ki; 2010 Avrupa Kültür Başkenti programı kapsamında gerçekleştirdiğimiz YEKPARE isimli Haydarpaşa Tren Garı üzerine projection mapping çalışmamızdaki içeriğin bir bölümünde, geleneksel Türk resim sanatı ebruya yer verdik, o zaman zarfında yeti olarak bilgisayar ortamında bu tekniğin oluşturulması olanaksızdı, ebruyu birebir uygulamak durumundaydık. Hikaye akışını düşünürken ya da bir tasarımı fikren oluştururken, teknik olarak çözümlenmesi daha sonraki araştırma geliştirme süreciyle yön kazanıyor.

Son olarak bizimle tanıştırmak istediğiniz bir sanatçı ya da işlerini beğenerek takip ettiğiniz meslektaşlarınız var mı?

Tabii ki, bunlardan bazıları; UVA, Olafur Eliasson, Carsten Nikolai, Ryoichi kurokawa, Anti vj, Pe lang, Tokujin Yoshioka, Ned Kahn, Thomas McIntosh, Dvein, Artcom, Memo Akten, Quayola, Chris Cunningham, Korb, Deskriptiv, Troika ve 1024 architecture gibi sanatçı ve tasarımcıları sayabiliriz.

NOHlab

Fotoğraf: kat.io