Özgecan Aslan, 20 yaşında muhtemelen 11 Şubat’a kadar henüz yeryüzünde yaşayan insanoğlunun bu kadar acımasız, alçak ve iğrenç olabileceği hakkında bir fikri olmadan can verdi. Hepimiz çok üzüldük, sinirlendik, hatta kahrolduk. Ama biz üzülürken bile başka Özgecan’lara başka tecavüzler, başka katliamlar devam ediyordu Türkiye üzerinde. Özgecan, yanında biber gazı taşıyan, bir şekilde kendini güvende hissetmek isteyen bir kızcağızdı. Fakat karşısındaki orantısız güç sonucunda yaşamını yitirdi. Ne katillerinin alacağı ceza, ne de çekeceği işkence veya ölüm ne yazık ki bunu değiştirmeyecek. Bir nebze yüreklere su serpecek ama elleri canlı canlı kesilmiş, tonlarca acıya maruz kalmış bir kızın ve her şeyden önce bir insanın feci bir şekilde hayatını kaybettiğini hiçbir şey değiştiremeyecek. Tarsus’ta tecavüz edilmek istenen ve sonu ölümle biten yolculuğunda, bir şekilde huzur içinde uyuduğunu düşünmekten başka bir şey gelmiyor insanın elinden. Ölmeyi mi tercih ederdi yoksa tecavüz ve darpa rağmen yaşamayı mı bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz.

Çağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü 1’nci sınıf öğrencisi olan Özgecan, katilleri gibi hastalıklı zihniyetteki insanları tedavi etmek için psikolog olmak istiyordu. %50 burs kazanarak devam ettiği öğrencilik hayatında geleceğe dair idealleri vardı.

Başına gelenleri yazmak ve düşünmek bile zorken ailesinin ve arkadaşlarının çektiği acıyı tahmin edemiyoruz. Özgecan’ı hiç unutmayacağız…