Kornél Mundruczó’nun, Cannes Film Festivali’nde “Belirli Bir Bakış” ödülüne layık görülen Feher Isten (diğer adıyla White God) filmi, parçalanmış bir ailenin etrafında gelişen “sevgisizliğin” aslında tüm insanlığa nasıl sirayet ettiğine dair çarpıcı veriler sunuyor.

13 yaşındaki Lili ile köpeği Hagen arasındaki saf dostluk, Macaristan hükümetinin melez köpeklere dair dayattığı yasalarla sekteye uğrar ve filmin “esas” kahramanı Hagen kendisini sokakta bulur. Tipik bir “kaybeden” konumuna sürüklenen Hagen’ın başına sokaklarda birçok şey gelir. Önce yetkililer tarafından yakalanıp barınaklara kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Hagen, kurtulmaya doğru emin adımlarla giderken, insanların kendilerine olan en kötü bakış açısının merkezine düşer, bu yer ise köpek dövüşleridir. Hagen, buradan insanların kendilerine dost olamayacağı sonucunu çıkarır ve isyan ateşini yakar.

Son sahnesiyle dramatizmi iliklere işleyen Feher Isten, günlük hayatın içinde boğulmuş insanların tahammülsüzlüğüne atılmış bir çentik olarak yorumlanabilir. Adını Türkçe’ye çevirdiğimizde Beyaz Tanrı’ya ulaşabileceğimiz film, bu adın da güdümlediği gibi ilk olarak Kızılderililerle beyaz adam arasındaki savaşı akla getirebilir, zira filme üstünkörü bir bakış açısıyla da bu sonuca ulaşabiliriz. Klasik bir “Güçlü, güçsüzü yener” cümlesiyle varlığını ortaya koyabilen film, güçlü ve güçsüzün rollerinin “imkansıza yakın” değişimine dair nadide bir örnek olarak izlenmeyi bekliyor.

Filmde yer alan köpeklerin zarar görmediğini, hatta muazzam oyunculuklarıyla ödül aldığını da belirtmek yerinde olur.

Feher Isten, Hagen ve arkadaşlarının, “Silahsız devrim olmaz” sözüne bir antitez oluşturarak insanlara karşı yaptıkları silahsız bir devrimi konu alan, şahsen beni Béla Tarr filmlerinden sonra Macar sinemasına dair heyecanlandıran spesifik ve dokunaklı bir film. İzlemekten ziyade, izlettiriniz.

Yazı: Berkay Üzüm