Şu sıralar albüm çalışmasında olan, on parmağında on marifet Berkay Özideş’in İzmir’den İstanbul’a taşınmasını, müziğini, kısa filmini konuştuk.

Spor Akademisinden konservatuara geçişini merak ediyorum. Okul tam bitmek üzereyken nasıl oldu da müziğe yöneldin? Ne değiştirdi kararını?

Akademide okurken görünürde son sınıftaydım. Spor salonundaki hakem odasında arkadaşlarımla müzik yaparken ders saatlerini kaçırdığımız için okul uzamaya başlamak üzereydi. Şarkı söylüyordum fakat caz ve özellikle soul tekniklerini öğrenmek istediğimi hatırlıyorum. İzmir’de bu tekniği çalışabileceğim insanlar aradım. Bu vesileyle tanıştıklarımın neredeyse toplamı önce klasik vokal eğitimi almam gerektiğini önemle vurguladı bana. Zira içlerinden ”vallahi biz anlamayız cazdan, cuzdan!” dediklerini duyar gibiydim. Bir müzik okulunda klasik şan eğitimi almaya başladım. Hedefler konservatuara kaydı. Akademi zaten uzuyor gibiydi. Opera bölümüne girmek için yaş sınırı 21’e inmişti. Eğer bir sene bekleseydim akademi bitebilirdi ama konservatuar kaçacaktı. Kararımı o zaman etkileşim yaşadığım süreç değiştirmiş gibi görünüyor.

Okul biter bitmez İstanbul’a gelip hızlıca birçok proje içinde yer aldın. Bu projelerden bahseder misin?

Opera yapmak için gelmiştim aslında. Bir süre sonra avrupayla devam edilecek bir çizelgem vardı. Olaylar bu yönde gelişmedi ama başka olaylar gelişti…. ”Yıldızlar Altında Müzikali”nde müzik direktörlüğü yaptım. Tiyatro ile uğraştım bir süre. Can Gürzap’la ”Kim Bu Adam” adlı oyunda yer aldım. Enbe Orkestrası’nın albümünde ”Senden Kıymetli mi?” adlı parçayı seslendirdim. Zeynep Talu’yla tanıştık ve Kürşat Başar’ın yazdığı, Mehmet Ergen’in yönettiği ”Bizim Şarkımız” müzikalinde rol aldım. Kürşat Başar’ın Keşke Burada Olsaydın albümünde Ayten Alpman’ın ”Ben Varım”ını kaydettik.

Bütün bunların dışında kısa film senaryonu tamamladığını biliyorum. Film hayatının neresinde, nereden başladı?

Film benim için olmadığını bildiğim yerler gibi. Bir sürü insan aynı cümleyi milyonlarca farklı şekilde söyleyebiliyor. Aynı renkte olan bir duvar yağmurla ıslanabilirken, diğeri yıkılabiliyor. Aynı aşk kimlere gidebiliyor, kimle ölüyor. Ölüyor mu?
Sinemada genellikle bunların cevabını öğrenebiliyoruz final bölümünde. Ben biraz soru sormak istedim. Filmle yaklaşık bir buçuk senedir uğraşıyorum. Sonunda senaryoyu tamamladık. Yakın bir tarihte çalışmalar başlayacak. İlk kez böyle bir şeye girişiyorum. Işın kılıcı alınmış beş yaşındaki çocuk gibiyim. Ne olacak bilmiyorum. Ama çok heyecanlı.

Müzikle ilgili bu sıralar neler oluyor?

Albüm çalışmaları hızlanıyor. Gerçi henüz albüm mü, single mı olacak bilmiyorum. Güzel bir ekiple birlikte güzel bir yola çıkmak üzereyiz. Haziran ayının son haftası bir şarkımın videosuna başlıyoruz. Evimde yaptığım kayıtlarımı ve aranjelerimi dijital ortamda mümkün olduğunca paylaşmaya çalışıyorum. Ama dediğim gibi bunları güzel bir plak, kartonet ve video ile birleştirme fikri beni heyecanlandırıyor.

Müziğine baktığımda birbirinden çok farklı türler duyuyorum. Nelerden etkileniyorsun?

Duvarlardan, sırtımın dayandığı koltuğun rahatsızlığından, gözüme, kulağıma dokunan her şeyden etkileniyorum. Müziğimle alakalı aşırı mükemmelliyetçi bir tavırdayım. Mesela bir kaç şarkımın aranjesi yıllardır değiştiriyorum. Ve bir türlü bitmiyorlar. Belki de ilk yazdığım an çoktan bitmişlerdi. O kadar hata olması mükemmel bir şeydi belki de. Bir şarkının yüz versiyonuna lüzum olmasa gerek. Kendimle problemlerim oluyor haliyle. Basitliğin güzelliğini de fark ediyorsunuz bir süre sustuktan sonra. Her gün bir sürü ruh halinde olabiliyorum. Normal bu kadar tür olması.

Son olarak bizi tanıştırmak istediğin kimse var mı?

İçimde sayısını hatırlayamadığım bir sürü ben var. Hangisiyle tanıştırayım?
Ama şimdi söylemek çok istediğim ama kendime sakladığım insanlar var. Bir süre daha ellerini kollarını bağladım. Şimdi tanıştırmam, delirin.
Röportaj: Damla Yolaç
Facebook
SoundCloud
Twitter