Londra’da Re:Sound Collective ve Liquid Amber partilerinin kurucu organizatörü, Hackney doğumlu Douglas Brennan bu pazar Luzia Istanbul’da gerçekleşecek sürpriz performansı öncesi birkaç sorumuzu yanıtladı.

What is it that attracts you most about vinyl; the sound or the physicality of it?

I’m most attracted to the process of acquiring / purchasing / discovering records and playing them than I am about fetishising the sound of it. Physically playing records is more enjoyable (and challenging) as mixing with digital files gives the DJ much more information about the music, and lessens the chance for human error during a performance, which can be convenient but more boring too!

Plak senin için neden bu kadar çekici; işitsel mi yoksa dokunsal bir detayda mı saklı gizemi?

Plakları keşfetme süreci, edinmesi, arama-bulması, satın alması, çalması beni heyecanlandırıyor; sadece sese dair özel bir fetiş beslediğimi söyleyemem. Plak çalmanın dokunsal boyutu kesinlikle daha keyifli (ve çetrefilli). Aynı zamanda dijital format DJ’lere müzik hakkında fazla kapsamlı bilgi sunduğu için “kusursuz” mixlere vesile olabiliyor. Ben bu kolaylığı bir avantaj olarak değerlendirmek yerine sıkıcı buluyorum.

Any kind of a musical performance itself could be defined as ceremony, but for you as a DJ it seems the backstage, the prep, is where your ceremony begins. Upon a pre-gig encounter with your working space, came across that you had been picking and selecting tracks in the style of visual storyboard. Again the call for tangibility of vinyl in your personal methodology perhaps?

Well, yes. I think about the moods that will work well for the event and select records accordingly. I will select the moods I would most like to work with during the performance and some I am prepared to work with as a backup plan. I like to arrange my records in contrast to one another: from slow to fast, light to dark, soft to heavy, strange to normal and then during the performance I weave the moods and ideas in as the night progresses.

Dinleyici konumundan müziğin kendi başına bir tören olduğunu düşünebiliriz. Senin DJ kimliğinle, hazırlık sürecini de bir seremoni olarak yaşadığını hatırlıyorum. Hackney’deki ziyaretimde özenle seçmiş olduğun plakları, karmaşık bir düzende salon parkenizin üzerinde, görsel bir hikayenin parçaları olarak kurgulamıştın. Dijital format yerine plak tercihine etki eden bu dokunsal arayış yine burada da devreye giriyor sanırım? 

Evet galiba. Etkinlikte iyi gideceğini düşündüğüm bir hissiyat belirliyorum, parçaları buna göre seçiyorum. Tahmini olarak belirlediğim ambiansa ilave olarak bazı alternatif bir ikinci hissiyat daha çalışıyorum. Plakları birbirleriyle zıtlık oluşturan etiketlerden yola çıkarak kümeler halinde dizmeyi seviyorum; yavaştan hızlıya, sakinden kasvetliye, hafiften serte, sıradışından normale gibi. Performans sırasında zaten atmosfer ve fikirler geceyle birlike şekilleniyor.


How would you describe your mixing style? Is this an afterthought or do you focus on a certain compositional form?

The event usually dictates what it is I will aim to achieve. I will always try and cater to the demands of the space/audience to create as impressionable an experience for those involved. I’m usually quite sensitive to my environment and try to reflect what I see / feel in front of me back onto the room. Sometimes, however, I’ll execute a clear idea or concept that is preconceived.. but only when I’ve got a definite idea of how I want things to unfold.

Performans stilinden biraz bahseder misin? Doğaçlama ve anlık etkileşimler mi geçişleri belirliyor, yoksa sadık kalmayı tercih ettiğin bir formül mü var?

Bunu etkinlik belirliyor. Mekân ve kitleye güçlü bir duyarlılıkla yaklaşarak, çoğunlukla kitlenin beklenti ve atmosferiyle evrilmeyi tercih ediyorum. Bu şekilde karşılıklı etkileşimden doğan bir frekans yakalamış oluyoruz ve geçişler, tempo belirleniyor. Nadiren, daha keskin bir üslupla belirli bir konsept ile ilerlemeyi tercih ettiğim olabiliyor. Bunun için sonuca yönelik çok inandığım bir plan, bir fikir olmalı aklımda.


What is it about the A Bout de Souffle soundtrack you begin your sets with? Would you say you yourself mirror the typical traits of a Parisian drifter in your approach to music? A little scattered, no particular concern for a civil base.

Haha! I had never thought of it like that. Perhaps! The film itself was dear to me from a young age and subsequently the soundtrack too. The film is so romantic in an imperfect, realistic way and the piece of the soundtrack I play embodies this genuine, problematic emotion. I begin some sets with it for the same reason I begin with other specific pieces: to wipe the slate clean, cleanse the listeners’ pallettes, to begin again. Of course this is not always appropriate. And on the topic of Parisian drifters, I used to idolise Belmondo’s character and was drawn to the fact that he would always try to appear tough on the outside but is secretly a big softie inside.. so perhaps!

Set açılışlarında özellikle yer verdiğin A Bout de Souffle “soundtrack” parçasının akibeti tam olarak nedir? Tipik bir Parizyen serseri olarak betimlenen Micheal karakterinin spontan ve cüretkâr kişiliğine, müziğe yaklaşımın boyutunda duyduğun derin bir yakınlık olabilir mi? Biraz her yöne her an adım atabilirmiş gibi ve kural tanımaz.

Haha! Hiç bu yönden düşünmemiştim. Belki de! Genç yaşımdan beri oldukça sevdiğim bir film, dolayısıyla müziği de öyle. Film tam anlamıyla kusurlu ve gerçekçi bir bütünlükle öylesine romantik ki, seçtiğim müzik de bu kurcalayıcı, samimi hissiyattan tat çalıyor. Bazı setleri bu parçayla, diğer bazılarına başka özel seçilmiş parçalarla başlıyorum. Temiz bir sayfa gibi, dinleyicinin algısını tazelemek, yeni bir başlangıca hazırlamak için. Tabii bu strateji her durumda uymayabiliyor. Parizyen serserilere gelince, Belmondo’nun filmdeki karakterine bir süre hayranlık beslediğim doğrudur. O sert kabuğunu dış dünyaya karşı korurken aslında iç dünyasında son derece duyarlı olması. Evet belki de!


You’ve said previously during an interview on Hoxton FM that you like to present music under unconventional listening circumstances. Does that mean you could playfully choose to ignore the expected sound – space connection; redefine and perhaps renovate the space with your intended musical setting?

In unconventional settings this is always the case. With re:sound and Liquid Amber we have always sought to create experiences that challenge or contravene the kind of music you may expect to hear in a given space, whether that be outdoors, in a church, WW2 bunker or warehouse theatre. I am driven to forge new ways in which sound can be experienced but am also aware people do not want to have their expectations subverted constantly. It’s about finding the right balance.

Hoxton FM’de yakın zamandaki bir söyleşinde müziği alışılagelinenden farklı koşullarda sunmaktan keyif aldığından bahsetmiştin. Bu, aynı zamanda beklentide yer eden müzik ve mekân bağlamını gözardı ederek, herhangi bir alanı senin müziğinin yarattığı sahne kurgusuyla yeniden biçimlendirmeyi hedeflediğin anlamına geliyor olabilir mi? 

Standart dışı mekanlarda evet hep öyle oluyor. Burası bir göl kenarı açık alan, bir kilise, 2. Dünya Savaşı’ndan kalma bir yeraltı sığınağı, ya da bir atrepo gösteri alanı olabilir; düzenlediğimiz “Re:sound” ve “Liquid Amber” partilerinde her zaman çıplak mekan algısıyla tezat oluşturabilecek bir müzik deneyimi sunmayı tercih ediyoruz. Farklı ve yeni müzik deneyimleri üretme konusunda azimliyim ama öte yandan da insanları biraz biraz bekentileriyle buluşturmak gerekiyor. Bu değeri de gözardı etmemeli, oldukça hassas bir denge.

Then you prefer experimentation over a functional approach. What is your view on the current party scene of the East [London] ? Are pop-up parties taking over the tradition of clubs? 

I have never been drawn to organising parties in clubs in London because the way the commercial scene functions here have been depressed for a while and most places are not the kind of places I would like to bring together like-minded individuals in. Generally speaking the people I work with to create events & I believe we can organise one-off events in spaces and offer a better service (sound quality, affordability & uniqueness of setting/programme) than those looking after established venues with pressure on them to make money. A significant issue in London’s nightlife is the costs for a venue to operate are so high the owners are under pressure to generate large sums of money on a weekly basis. To place money-making above community-engagement so strongly at the heart of a supposedly creative industry is repulsive to people like myself.

When I was growing up it was difficult to find spaces in which we could belong and that stays the same today, except these days we just create our own instead!

O zaman yine de tercihin fonksiyonel tavra kıyasla deneyselden yana. Doğu [Londra] ‘nun aktüel parti kültürüyle ilgili neler söyleyebilirsin? Pop-up partiler ve gerilla organizasyonlar, gece kulübü geleneğinin ışıklarını kısar gibi mi? 

Uzun süredir Londra’da gece kulübü dünyasındaki işleyişin bulunduğu noktada kulüp mekanlarında parti organize etmek hiçbir zaman pek ilgimi çekmedi. Mevcut mekanların çoğu kafa-dengi olarak değerlendirdiğim kitleyi bir araya getirmek isteyebileceğim yerler değiller.  Birlikte çalıştığım organizatör arkadaşlarım ve ben tek seferlik tek seferlik etklinliklerimizde, sabit ciro kaygısından kaçamayan kulüplerden daha kaliteli bir ambians (ses düzeni/fiyat çıtası/konsept özgünlüğü) sağlayabiliyoruz. Londra gece hayatının belirgin problemi biri de mekan işletme masraflarının yüksekliği; sahipler rakamları haftalık döndürebilmek için gerçek bir baskı yaşıyorlar. Yaratıcı sektörün sözümona kalbi olarak anılan bir çevrede, ekonomik kâr hedeflerinin sosyal paylaşım değerinin önüne geçiyor olması benim gibi düşünenlere oldukça itici geliyor.

Daha genç yaşlarımda kendimizi ait hissedecek bir mekan bulmak konusunda zorlanırdık; şimdi de bu pek değişmiş değil. Sadece artık bu hayal ettiğimiz mekânları kendimiz yaratabiliyoruz!

About your Istanbul visit, what are you looking forward to the most? 

Finally exploring the home city of my darling girlfriend Serra, spending time with her family, meeting the lovely people behind Luzia & their crowd!

İstanbul seyehatinde yapmayı planladığın seni en çok heyecanlandıran şey nedir?

Sonunda sevgili kız arkadaşım Serra’nın şehrini keşfediyor olmak, ailesyle vakit geçirmek, Luzia’nın sıcak ekibi ve dost misafirleriyle tanışmak.

Sunday parties seem to contain a more intimate feel by nature, Luzia in Arnavutkoy seems to be just the right spot for this. What kind of musical setting do you have in mind for us?

Sunday gatherings can be a lot of fun because you can really act as you feel. You can relax – sit down, catch up with friends in a pleasant environment – but also have a little dance too! As we’re starting in the afternoon I expect to play some nice soulful genres such as jazz, funk & disco before it’s time for some lively house tunes!

Pazar partilerine daha samimi bir atmosfer hakim olabiliyor, Arnavutköy’deki Luzia tam da bu kıvamda aidiyet duygumuzu karşılıksız bırakmayacak bir mekân. Ne tür bir müzik 17:00 itibariyle geceyi şekillendiriyor olacak? 

Pazar buluşmaları çok keyifli olabiliyor, çünkü herkes daha istediği gibi davranıyor.  Güzel bir sosyal ambiansta, sakin arkadaş muhabbetiyle dansın kesişmesi mümkün! Akşamüstü başladığımıza göre “jazz”, “funk” ve “disco” gibi “soulful” başlayacağım, gecenin ilerleyen saatlerine hareketi “house” ile geçiyor oluruz.


Douglas Brennan Facebook

Kristina Records Facebook

Röportaj: Esin Ünlü