Prömiyeri 1873 yılında gerçekleşen Engelbert Humperdinck imzalı ‘Hansel ve Gretel’ her ne kadar ‘çocuk operası’ özellikleri taşısa da her yaşa hitap eden son derece eğlenceli bir opera. Tarihinde Richard Strauss ve Gustav Mahler gibi isimlerin orkestra yönetiminden geçmiş eser günümüzde Teatro Real’de, Paul Daniel şefliğinde sahneleniyor.

Söz konusu Teatro Real olunca şüphesiz büyük prodüksiyonlu bir işle karşılaşıyoruz. Perdenin açılmasıyla Hansel ve Gretel’i devrildi devrilecek dedirten karton kutudan inşa edilmiş evlerinde görüyoruz. Yoksulluğun bu sıcak görüntüsü kalpleri ısıtsa da anneleri aç karnına çalışmaktan sıkılan Hansel ve Gretel’i dans ederken yakalayınca sinirlenip değnekle kovalar ve evde sahip oldukları tek besin ürünü sütü yanlışlıkla döker. Bunun üzerine iki kardeşi sihirli Ilsestein ormanına çilek toplamak üzere göndermesiyle macera başlar. Çocukların ardından eve gelen babaları gittikleri ormanı öğrenince kurabiyelerle çocukları kandıran cadıdan bahseder ve peşlerinden onları bulmak için yola koyulurlar.

Ormanda iştahına yenik düşen Hansel topladıkları çilekleri bitirir. Bunun üzerine sinirlenen kız kardeşi Gretel tekrar çilek aramaya başlar ve Kum Satıcı, Uyku Perisi’yle karşılaşırlar. Çocukların uykuya dalmasıyla sahne kararır ve tepeden teker teker inmeye başlayan küçük ekranlarda birbirinden lezzetli tatlı ve yiyecek görüntüleri her biri hamburgere dönüşünceye kadar değişir. Gördükleri rüyanın etkisinde uyanan Hansel ve Gretel kendilerini bir anda süper marketlerin tatlı reyonunu andıran henüz tanışmadıkları kötü kalpli cadının evinde bulurlar. Cadı karakteri kostümünden hareketlerine kadar çok başarılı çizilmiş. Karşımıza tüketimin kusursuz temsili bir canavar olarak çıkıyor. Pırıl pırıl ambalajlarıyla göz boyayan çikolata, şeker ve kurabiyelerle çocukları kandırıp sonra kendine yemek yapma çabası sahnede olunca çok anlamlı.

Yazı: İrem Aydın, Madrid.