İzlediğim yüzlerce filmin arasından kendisini asla unutturmayan ve her izleyişimde farklı detaylarla büyülendiğim bir başyapıt Tom Ford’ un A Single Man’i… Christopher Isherwood’ un kitabından uyarlanan filmde Tom Ford’un sanatçı kişiliği o kadar çok hissediliyor ki, çirkin herhangi bir şey asla göremiyorsunuz. Her şey güzel, estetik ve  adeta cennetten çıkmış gibi kusursuz. Bu filmi izlerken kendinizi sinematografik açıdan nirvanaya ulaşmış hissedebilirsiniz.

Film 1960’larda Amerika’da yaşayan İngiliz Profesör George Higgins’ in (Colin Firth) 16 yıldır beraber olduğu hayat arkadaşı Jim’i trafik kazasında (Matthew Goode) kaybedişini ve Higgins’in bu acıyla başa çıkmaya çalışırken yaşadığı yalnızlık, boşluk ve çelişkilerini anlatıyor.

Bu dönemde Profesör Higgins’ e arkadaşı Charley ( Julianne Moore) destek oluyor.  Profesör Higgins’in hayatına öğrencilerinden Kenny (Nicholas Hoult) ‘ nin dahil olmasıyla ilginç olaylar gerçekleşiyor.

Ayrıca filmin zengin bir aforizma kaynağı ve eşsiz bir moda rehberi olduğunu da söyleyebilirim.

            ”Experience is not what happens to a man, it is what a man does with that.”

-Aldous Huxley-

a-single-man-2

Colin Firth, bu filmden sonra artık başrol oyuncusu olduğu mesajını adeta bütün dünyaya verdi ve zaten devamı da geldi. Julianne Moore’ un canlandırdığı histerik Charley karakteri ise gerçekten daha iyi olamazdı. Özellikle Charley’ nin evinde geçen sahnelerde iki usta oyuncu da inanılmaz.

Filmin sinematografisinde beni en çok büyülen detay, renklerin Profesör Higgins’ in ruh haline göre bir canlanıp bir solmasıydı. Buna dikkat ederek izlemenizi tavsiye ederim. Bu anlamda görüntü yönetmeni Eduard Grau kusursuz bir şaheser yaratmış.