“Contemporary Istanbulun en dikkat çeken işleri kimindi? ” diye sorsanız cevabımız hiç düşünmeden Bahadır Baruter olur. Baruter’in inanılmaz titiz bir süreçten geçerek hazırladığı “Mukadderat” isimli sergisinin hazırlık aşamasına Balat’taki atölyesinde canlı canlı şahit olma fırsatı bulduk. 24 Aralık’ta x-ist‘te gerçekleşecek olan sergi öncesi Bahadır Baruter’i ve işlerini yakından tanıyalım.

Contemporary Istanbul’un en dikkat çeken ismi bize göre sizdiniz. Nasıl bu kadar gerçekçi formlar elde ediyorsunuz?

Dijital ortamda bilgisayarda z brush’la modellerimi hazırlıyorum sonra printer yardımıyla 3 boyutlu çıktılar alınıyor. Daha sonra onlardan kalıp alınıp, plastiline dönüştürülüp üzerinde doku çalışması yapılıyor. Sonra tekrar epoksiye dökülüyor. Üzerine ince bir boyama işlemi yapılıyor. Kıyafetler özel, ayrı bir terzi tarafından dikiliyor. Üzerlerindeki ufak düğmeler printer’dan özel tasarımlarla kendi ürettiğimiz düğmeler oluyor. Böyle çok aşamalı, zahmetli ve zor ilerleyen bir süreç ama modelleri dijital ortamda hazırladığım için formlara hakimim zaten.

Peki başlangıcından bu yana ne kadar zaman alıyor bu son haline ulaşmak?

Biz 10 aylık çalışmanın sonucunda 10 tane eser çıkartıyoruz, ama 24 Aralık’ta x-ist’de gerçekleşecek olan sergi için bir bu kadar daha çıkartacağız. Demek ki biz 11 aylık çalışmayla 20-25 parça iş yapabilmişiz.

mukadderat 1

Serginizle aynı adı taşıyan Mukadderat kelimesi ne anlama geliyor?

Mukadderat, kader silsilesi; yani kaçınılmaz olan, beklenilen ve olması gereken gelişmeler demek. Olmasından kaçınılamayacak olan kader yolculuğu da diyebiliriz.

Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?

25 senedir karikatür çiziyordum, hala kısmen çizmeye devam ediyorum. Bir süre önce Penguen’in yöneticiliğinden ve ortaklığından ayrıldım, iki tane resim sergisi açtım. Şuanda da Contemporary Istanbul’un ardından Mukadderat sergime yoğunlaşmış durumdayım.

Hepsi birbiri ile ayrı ayrı dursa da aslında aynı şey değil mi?

Evet hepsi ayrı gibi ama ortak bir noktada birleşiyor. Form, insan, mesaj ve eleştirel boyutu da oluğu için yaptığım resimlerin, karikatürlerin, heykellerin, ortak bir dili var aslında. Bu biraz karikatüre sığmayacak kadar ağır bir konuydu, o yüzden heykel çıktı içinden.

Peki bununla bağdaştırdığınız zaman aslında bütün her şey sizin yıllardır süren birikiminizin dışa vurumu. Bütün bunların içinde sizin kendinizi en iyi ifade ettiğiniz yöntem hangisi? insan böyle denedikçe anlar ya… Mesela, karikatürle kıyasladığınızda heykelin nasıl bir çıkış noktası var sizin için?

Şimdi karikatür benim söylene söylene yaptığım ve bir gün aslında bunun dışında da bir şeyi hayal ederek yaptığım bir şeydi. Resim yaparken karikatürü ardımda bırakınca çok mutlu oluğumu hissettim ama baktım ki yaptığım resimlerde de karikatürist deneyimlerimin izleri var. Şimdi heykelde de resmi biraz geride bırakıp başka bir şeye dönüştürüyormuşum gibi. Daha çocuksu, çocukluk özlemime geri dönmüşüm gibi hissediyorum. Ben en başta belki de en çok heykelle uğraşıyormuşum. Ressam tarafımın karikatüre çok büyük katkısı var, heykeltıraş tarafımın da karikatürist tarafıma katkısı var. Çünkü ben hep hacimli, etkili, üç boyutlu etkisi yaratan karikatürler çizmeyi seviyordum. Bunlar aslında birbirleri ile harmanlanmış şeyler. Dışarıya çıktığı zaman farklı şeyler gibi algılanıyorlar ama hepsi aynı özden, aynı içerikten, aynı ruh halinden besleniyorlar.

mukadderat 2

Teknikleri hep kendiniz yaparak mı keşfettiniz?

Kendi kafamızdan keşfettik. Neden beğenildiği sorusuna gelince hiçbir fikrim yok. Gerçi var bir fikrim; çünkü ben bunu çok beğeniyorum, millet te benim gibi hissetti diye düşünüyorum. Bu 12 kişilik bir takım işiydi ve bu sinerji Mukadderat’a yansıdı

Nasıl karar verdiniz bir sergi yapmaya? Bir ilham noktanız, bir çıkış noktanız var mı? Kafanızdaki tasarlama sürecinde bunu düşündünüz mü?

Londra’da, bundan 4 sene önce bir müzede organ parçaları, embriyolar ve fetüsler kavanozlar içerisinde sergileniyordu. Müzenin kurucusu bunu 120 yıl önce filan kurmuş; hepsi yüzyıllık kavanozlar. Orada, sadece organ ya da fetüs değil de onların içinde insan da olabileceği aklıma geldi. Ama insan derken, hangi tür insan kavanozun içerisinde en doğru şekilde dursa, hikayesine ve mesajına nasıl uygun olur diye düşündüm. Yani normal bir anne, baba, çocuk, halktan birisinden ziyade yine o fetüsün içinde yaşıyormuş gibi, ona özel bir insan türü olabilir diye düşündüm ve baktım ki bizim modern insanımız ve iş hayatındakiler zaten öyleler… Çalışma koşturmacası, hırs, kariyer, kazanç, başarı, güvence… O gürültü içinde, koşturmaca içinde bir çıkışsızlık, bir bastırılmış ve adeta yaşamlarından koparılmış gibi, neredeyse ölü gibiler… Ya da henüz doğum öncesi bir noktadalar. Sanki anne karnında, henüz hayata ulaşamamış ve bunalıyor gibiler. Hem arzu ettikleri hayattan henüz çok uzakta, batının içerisinde, anne karnına kapatılmış gibi… Ya da bir cesede dönüştürülmüş ve kıstırılmış gibiler. O görüntü ile hikaye bir araya geldi.

Bütün iyi sanatçıların imza işleri olur ve onlarla anılırlar. Sanatçının işlerini görürsünüz ve ona ait olduğunu bilirsiniz. tanınırsınız. İnsanlar artık bu formları görüp sizin işiniz oluğunu biliyorlar. Sizin kariyerinizde anılmak istediğiniz iş olarak nitelendireceğiniz ve en çok gönül bağı kurduğunuz işler bunlardır diyebilir miyiz?

Artık yapılmakta olan, hemen arkasından olanla bayatlıyor ve eskiyor. Onlar bittikten sonra, sergide işlerimize bile bakamadık. Hep önümüze bakıyoruz. Elbette, insanın bir kenara çekilip, koşturmacanın dışına çıkıp, huzurla değerlendirebileceği bir süreç de olmalı. Tamamen lohusa yorgunluğu var. Bir de hamilelik de devam, ikizin diğeri doğmadı. Geçmişe hiç bakamıyorum. O tamamen bitti gitti.

Kafanıza bir karakter mi oturtuyorsunuz ya da heykellerinize bir misyon yüklüyor musunuz? Sizce bir ruhları var mı? İnsan bakınca düşünüyor; bu kim ne iş yapar, nasıl biri, ırkı ne vs.?

Murat’la biz, ilk heykelin çamurlaşmadaki gerçekleşmesini yapacaktık. Oturduk yarım saat. Bende o sorunca dedim ki bu çok önemli bir şey. Bu kim dedim? Bu adam hırslı mı, üzgün mü, ihtiraslı mı, yorgun mu? Aslında elinde var o veri ama, o bunu bilmek istiyor. O zaman anladım ki bu önemli.

mukadderat 3

Hiç isim verdiniz mi heykellere?

Yok hiç isimlendirme yapmadık. Daha önce resimlere, eserlere hikayesine koyuyorduk. Bu seferse tamamen figürlerin isimleri insanların hayal gücüne kalmış… Bazı şeylerin belirsiz kalması da benim için iyi. İzleyici kendi hayalini canlandırarak bir katkıda bulunsun diye çok ipucu vermiyoruz ama meselenin özü iş insanları, beyaz yakalılar, plaza çalışanları…

Bugünlerde karikatür hiç gündeminizde yok değil mi şu an?

Var. Penguen’e bazen politik karikatürler çiziyorum, gündemle ilgili bazen.. Oradaki görevim devam ediyor. Yönetici olarak, editör olarak ya da ortak olarak faal değilim artık.

Malzeme seçimi ve işin tekniği çok zor gözüküyor.

Biz bayağı fizikle ve kimya ile uğraştık. Bu malzeme bununla olur, olmaz diye. Onların reaksiyonları var. Sanatın yüzde doksanı

malzemelerde. Saydamsı atmosferlerde figür yapma fikrine aşık oldum ve bu böyle devam edecek.

İşin mutfağını öğrenmek isteyenler olacaktır. “Yaa bir workshop olsa da katılsak” diyenler. İleride böyle bir şeyin eğitimini vermek ya da katılımcıların olacağı bir atölye kurmak ister misiniz?

Hiç aklıma gelmedi ama seve seve… Tekniğimi ve kullandığım malzemeyi herkese anlattım. Bundan sonra başka bir şey yapacağım. Biz karikatürlerimizi yayınlamak isteyen dergileri, sosyal medya ortamlarını ya da okulları, kantin dergilerini bile talepte bulununca geri çevirmiyoruz. Hayrat gibi. Kamuya mal olmuş bir şey için herhangi bir telif beklemeyiz. Bu sizin malınızdır seve seve… Yayınlanmış şeyler sizindir diye yaklaşırız. Bu konuda çok açık ve bonkörüz.. Hiçbir tekniğimizi saklayacak bir tarafımız yok… İnsanlar gelip izleyebilirler, workshop yapılabilir. Bir yandan da bir iki sergi atlatılıp, sonra her şey düşünülebilir. Şu an ben atölyeme arkadaşlarımı bile sokmuyorum.

Son olarak sizin vurgulamak istediğiniz bir şey var mı?

Bunu aslında vurgulamak zevkli gelmiyor, ben bunun çok sıradışı olduğunu biliyorum. Türkiye koşullarında biz, ilk defa bir meseleyle ilgili sanatsal olarak hedefe kitlenmiş bir ekip oluşturduk. Bu ekip sadece bir ya da iki sergi için bir araya geldi ve enerjik bir dünya var burada. İlk defa bir sanatçı değil, burada 12 sanatçı bir arada. O yüzden de disiplinli bir ekip çalışması var ve bir ameliyat yapılıyor; Operatörler, asistanlar, doktorlar…Yani hani bir ameliyathane kurmuş gibi, bir endüstri kurmuş gibi ciddiye alıyoruz. Çıkan aksilikleri pozitiflikle karşılıyoruz; zorlukları, güzellikleri…. Ben eskiden resim yaparken bilgisayarımın başındaydım. En son birisi, print alma aşamasında, benimle renk ve baskı arasında kalibrasyon yapıyordu. Burada ise ciddi bir şey var. Burası üretim alanı. Çoğu sanatçı bunu paylaşmaz bile çevresiyle. Tek kişinin imza atmasını ister. Evet fikrin sahibiyim ve üretimin çok kişiden oluşması beni büyülüyor. Ben dergicilik de yaptığım için, hiçbirimiz tek başımıza var olmayız mizah dergilerinde. Ve gerçekten bir dayanışma ve destek noktasında birbirinizi var eden çeşitli unsurlar bir kişiye dönüşürler. Lombak, Lemanyak, Penguen vb.

Bize keşfet dediğiniz birileri var mı?

Yaşam Şaşmazer ve işlerini keşfedin. Zaten tanıyorsunuzdur. Yaşam inanılmaz biri.

Bahadır Baruter’in Mukadderat sergisi 24 Aralık’ta x-ist’te.

Bahadır Baruter

Bahadır Baruter Facebook

Bahadır Baruter Instagram